pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 İSLAMDAN SEÇMELER

20 Mart 2024 Çarşamba

HAYVANLARIN DİLİNİ ÖĞRENMEK

HAYVANLARIN DİLİNİ ÖĞRENMEK İYİMİDİR?
Herşeyi Bilmek İyi mi?
Adamın biri Musa Aleyhisselâm’a:
-Ya Musa, ben bütün hayvanların dilinden anlamak istiyorum. Tur’u Sina’ya gittiğin zaman Allah’tan iste de benim duamı kabul etsin, diyordu.
Musa Peygamber:
-Her şeyi bilmek iyi olmaz. Senin hayvanların dilinden anlamaman daha iyidir. Bu sevdadan vazgeç, dediyse de, adam illâ öğrenmek istiyordu.
Bir gün Musa Aleyhisselâm Tur’a çıktığı zaman Cenab-ı Allah Musa Aleyhisselâm’a:
"-Ya Musa! O kulumun duasını kabul ettim, bundan sonra bütün hayvanların dilinden anlayacak. Yalnız her şeye ehemmiyet vermesin, sonra onun için iyi olmaz." buyurmuştu.
Musa Aleyhisselâm, Tur’u Sina’dan geldikten sonra durumu bildirip her şeyle fazla ilgilenmemesini söyledi. Kendisine selâhiyet verilen adam, akşam ahıra hayvanlarını yemlemeye girmişti. Orada eşekle öküzün konuşmalarına şâhid oldu.
Onlar aralarında şöyle konuşuyorlardı, öküz:
-Yahu eşek kardeş, senin işin ne iyi, bana yazın rahat yok, kışın rahat yok. Sabah olacak çifte koşacaklar, ama sense akşama kadar rahat gezeceksin, diyordu.
Eşeğin öküze nasihati şöyle oldu:
-Bunlar hep senin ahmaklığından… Sen sabah olunca hasta numarası yaparsın, akşamdan sahibimizin döktüğü yemi bile yemezsin. O da sabahleyin seni bu haliyle görünce çifte koşmaktan vazgeçer ve birkaç gün olsun istirahat etmiş olursun, dedi.
Bu sözler öküzün hoşuna gitmişti. Hakikaten yem yemedi ve öyle aç karnına sabaha kadar yattı. Eşek ise öküzün yemlerini bile kendisi yemişti. Tabii bunların bu konuşmalarını sahibi duymuş ve gülerek ahırdan çıkmıştı.
Sabah oldu, adam ahıra girdi ki, öküz aç. Kalkması için birkaç tekme vurdu ise de öküz hastalanmıştı. Adam:
- Bu sefer de onun yerine eşeği koşalım, diyerek aldı tarlaya götürdü
Akşama kadar eşekle çift sürdü. Eşeğin emdiği süt burnundan gelmişti. Akşam eve geldiği zaman öküz rahat rahat geviş getiriyor kendi kendine hakikaten bu iyi bir numara oldu diyordu. Eşek bu işin çekilemeyecek gibi olduğunu görünce öküze başka yoldan akıl verip kurtulmak istedi:
-Öküz kardeş, sen böyle yatarsan sahibimiz seni satacak. Bu gün tarlada beni gören köylüler sordular. O da, zaten tembel bir öküzdü, şimdi de hasta oldu. Yarın kasaba vereceğim, dedi. Eğer yarın’ da böyle yaparsan kendini bıçağın altında bil, diyerek sabahleyen çifte gitmekten kurtuldu.
Adam bunların bu konuşmalarını dinledikçe kendi kendine gülüyor ve:
- Gördün mü ne kadar iyi bir şeymiş hayvanların dilinden anlamak, diyordu.
Ertesi sabah horozla köpeğin konuşmalarına şahit oldu. Horoz:
-Yarın efendinin, öküzü ölecek. Sana müjdem var. İyi bir ziyafet olacak senin için, diyordu.
Adam bunu duyar duymaz hemen pazara götürüp öküzünü sattı ve zarardan kurtuldu.
İkinci gün oldu, köpek horoza:
- Niye yalan söyledin? Hani ziyafet? Adam öküzü sattı kurtuldu, dediğinde, bu sefer horoz:
-Hiç merak etme! Öküzü sattı ama, yarın kölesi ölecek ve onun hayrına mutlaka bir yemek yedirirler. Sen de artıklarından istifade etsen yeter, dedi.
Adam bunu da duymuştu. Hemen pazara çıkarıp kölesini de sattı. Köpek gene ziyafete erişememişti. Horoza:
-Beni ne kandırıp duruyorsun? diye çıkıştı. Horoz:
-Ben yalan söylemem… Ziyafet var dediysem vardır. Efendimiz öküz ve köleyi satarak zarardan kurtuldu ama, yarın kendisi ölecek, işte o zaman ziyafetin büyüğü olacak, dedi.
Adam horozdan bunları duyunca etekleri tutuştu. Ne yapacağını şaşırdı ve doğru Hazreti Musa’nın huzuruna çıkıp durumu anlattı:
-Hakikaten ben yarın ölecek miyim? Bunun bir çaresi yok mu? diye yalvarmaya başladı. Musa Aleyhisselâm:
-Ben sana demedim mi? Her şeye ehemmiyet vermeyeceksin diye… Eğer sen öküzü satmasaydın, o ölecek ve belâ atlatılmış olacaktı. Ama sen onları satmakla başkalarının zarar etmesini istedin. Kendi menfaatini düşünüp başkalarını kendisi gibi hesap etmeyenin hali budur, dedi.
KALP VE DİL İNSANIN HEM EN İYİ VE HEM EN KÖTÜ AZALARIDIR
Hazreti Lokman (Lokman Hekim), yanında yardımcısı ile ava çıkmıştı. Avdan dönerken bir kabile reisi Lokman Hekim’e bir gece misafir kalması için ısrar etti. Lokman Hazretleri de kabul ederek o gece misafir kaldı. Kabile reisi Hazreti Lokman için bir koyun kestirdi. Hazreti Lokman çömezine:
— Kesilen hayvanın en temiz iki azasını kes bana getir, dedi. Çömezi gidip koyunun kalbini ve dilini kesti getirdi. Hazreti Lokman:
— Aferin bildin, dedi.
İkinci gün başka bir kabile reisi, Hazreti Lokman’a bir gece de kendisinde misafir kalması ve evini şereflendirmesi için ısrar edince, Lokman Hazretleri onu da kırmayıp bir gece de onun evinde kaldı.
Orada da ziyafet olarak bir koyun kestiler. Hazreti Lokman gene çömezine bu sefer:
— Hayvanın bana en pis yerinden ikisini kes getir, dedi. Yardımcısı yine hayvanın dilini ve kalbini kesip önüne koydu. Lokman Hazretleri çömezine: — Aferin bunu da bildin. Hakikaten insanın ve hayvanın en pis ve temiz yeri, kalbi ve lisanıdır, buyurdu.
EVLİYANIN KERAMETİ İLE İÇKİNİN ŞERBETE DÖNÜŞMESİ
Bir gün içkiye mübtelâ olan bâzı gençler, torbalarına içki şişeleri koyarak, kıra içki içmeye gidiyorlardı. Giderken, Hasan Sezâî’nin dergâhının önünden geçmeleri îcâbetti. Sezâî Efendi onları görerek;
“Evlâtlar, nereye gidiyorsunuz. Torbaların içindeki şişelerde ne var?” diye sordu.
Gençler, mûziplik olsun diye ve hâllerini gizlemek için gülerek;
“Efendi baba! Kıra gezmeye gidiyoruz. Şişelerimizde de şerbet var.” dediler.
Hasan Sezâî tebessüm edip;
“Peki öyle olsun.” buyurdu.
Gençler ayrılıp gittiler. Kıra vardıklarında sofralarını kurdular. Şişelerindeki içkiyi içmeye başladıklarında hepsi birden çok şaşırdı. Çünkü şişelerin içindeki içkilerin hepsi şerbet olmuştu. Sonra yolda Sezaî Efendi ile karşılaştıklarını ve konuşmalarını hatırladılar. Bu hâlin, o büyük zâtın bir kerâmeti olduğunu anlayıp, tövbe ettiler, artık bir daha içki içmediler.
KİM DAHA KÖTÜ MÜSLÜMANLARI ÖLDÜRENMİ YARDIM EDENMİ YOKSA SESSİZ KALAN MÜSLÜMANLARMI
Üç Arkadaş oturmuş aralarında hangisinin en kötü olduğunu tartışıyorlarmış.
BİRİ demiş ki en kötü benim,
DİĞERİ demiş ki hayır en kötü benim,
ÖTEKİ demiş hayır hayır en kötü benim.
–..DERKEN oradan bir çocuk geçiyormuş BİRİSİ çocuğa çelme takip düşürmüş ve demiş ki bakın ben kötüyüm..
–..DİĞERİ de çocuğu alıp yere vurmuş ve ağzının yüzünün kanamasına sebep olmuş ve demiş ki hayır ben daha kötüyüm.
–HİÇBİR ŞEY YAPMAYAN demiş ki hayır ben hepinizden daha kötüyüm!
–Neden demişler!
–biz çocuğa çelme taktik, ağzını burnunu kırdık, Sen nasıl en kötü oluyorsun!?
–Siz demiş, bu zulmü yaparken ben sessiz Kaldım ve dövdüğünüz benim öz kardeşim! BEN SİZDEN DAHA KÖTÜYÜM..!
Yıllardır iyilikten başka bir şeylerini görmediği Dostlarını Arkadaşlarını kardeşlerini çocuklarını diri diri mezara gömer gibi onlara yapılan zulümleri seyreden hatta destekleyen bir toplumun hazin hikayesidir bu yani bizim Toplumun hikayesi..






EVLİYANIN KERAMETİ İLE İÇKİNİN ŞERBETE DÖNÜŞMESİ


EVLİYANIN KERAMETİ İLE İÇKİNİN ŞERBETE DÖNÜŞMESİBir gün içkiye mübtelâ olan bâzı gençler, torbalarına içki şişeleri koyarak, kıra içki içmeye gidiyorlardı. Giderken, Hasan Sezâî’nin dergâhının önünden geçmeleri îcâbetti. Sezâî Efendi onları görerek;
“Evlâtlar, nereye gidiyorsunuz. Torbaların içindeki şişelerde ne var?” diye sordu.
Gençler, mûziplik olsun diye ve hâllerini gizlemek için gülerek;
“Efendi baba! Kıra gezmeye gidiyoruz. Şişelerimizde de şerbet var.” dediler.
Hasan Sezâî tebessüm edip;
“Peki öyle olsun.” buyurdu.
Gençler ayrılıp gittiler. Kıra vardıklarında sofralarını kurdular. Şişelerindeki içkiyi içmeye başladıklarında hepsi birden çok şaşırdı. Çünkü şişelerin içindeki içkilerin hepsi şerbet olmuştu. Sonra yolda Sezaî Efendi ile karşılaştıklarını ve konuşmalarını hatırladılar. Bu hâlin, o büyük zâtın bir kerâmeti olduğunu anlayıp, tövbe ettiler, artık bir daha içki içmediler.






19 Mart 2024 Salı

SEN YETERKİ ALLAH DE PADİŞAHTA KIZIDA AYAĞINA GELİR


SEN YETERKİ ALLAH DE PADİŞAHTA KIZIDA AYAĞINA GELİR
Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
- Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kar etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…
İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.
- Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı.
İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyor, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.
Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle:
- Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih , kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim?
- Evet , dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.
İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tespih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihini aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah…
Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:
- Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah’a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah …
Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam , karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardınca anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı… Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.
Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah…
Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmu ştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekana bereket getirdiklerinden, ne yapıp-edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti başveziri . Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:
- Hünkarım , gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu.
Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar:
- Neden kerimenizin nikahını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi.
Şaşırma sırası padişaha gelmişti.
- Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?
Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden… Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar. Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tespihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı.
Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle;
- Efendim , dedi, sizi ziyarete geldik.
Yavaşça başını çevirdi aşık , sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar… Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.
Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.
- Efendim , diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı alinize layık değil belki, ama lütfeder nikahınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz…
Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavu ş acak , murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı.
Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle:
- Hayır , dedi, kızınızı istemiyorum.
Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:
- Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın?
Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:
- A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim

VERMEYİNCE MABUT NEYLESİN MAHMUT


VERMEYİNCE MABUT NEYLESİN MAHMUT
Sultan Mahmut han, tebdili kıyafet yaparak bir kahveye girer. Yaşlı çaycıya herkesin tıkandı baba diye hitap ettiğini görüp, bu lakabın nereden geldiğini sorar. Çaycı anlatır:
-Bir gece rüyamda çeşmemin daha iyi akması için çomak sokup açmaya çalıştım. Çomak kırıldı, suyun akması iyice azaldı, uğraşırken temelli tıkandı, su hiç akmaz oldu. Bunu komşulara anlatınca, adım tıkandı babaya çıktı.
Sultan Mahmut han, vezire,
- Bir ay, her gün bu adama bir tepsi baklava getirin. Her dilimin altına bir altın koyun, diye talimat verir.
Ertesi gün baklava gelir. Çaycı, "Baklavayı satayım da üç beş kuruş alayım, der. Bir Yahudi baklavayı rayiç fiyattan daha aşağı alır. Baklavayı yerken altınları görür. Yahudi bir şeyler anlamaya çalışır.
Ertesi günü çaycıyı görüp,
-Sana baklava getiren olursa ben yine daha yüksek fiyattan alırım, der.
Yahudi her gün fiyatı artırarak almaya devam eder. Çaycı da, iyi para kazanıyorum diyerek baklavaya hiç dokunmadan satar.
Bir ay sonra, baklava getirme işi biter. Sultan, çaycı epey zenginlemiş diye düşünür. Padişah kıyafetiyle, çaycının yanına gelir. Çaycıda bir değişiklik olmadığını anlayınca,
- Baklavaları ne yaptın? diye sorar.
O da, hiç birini yemeden sattığını söyler. Hazineden bir miktar altın vermek üzere, çaycıyı saraya davet eder. Sonra,
- Şu küreği al, altınlara daldır, kürekte ne kadar altın kalırsa hepsi senin olsun, der.
Çaycı heyecanlanır, daha çok altın almak için küreği daldırır. Aksine ters daldırdığı için küreğin üstünde bir altın kalır. Sultan:
- Demek nasibin bu kadarmış, der.
Daha başka imtihana tabi tutarlar. Hiç birinden netice alınmayınca, sultan der ki:
-Vermeyince Mabut, neylesin sultan Mahmut!

ÜÇ SUAL BİR CEVAP



ÜÇ SUAL BİR CEVAP
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye felsefecilerden bir grup geldi. Suâl sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ hazretleri bunları Şems-i Tebrîzî'ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç suâl sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;
-Sorun! buyurdu.
İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.
Sormaya başladı:
-Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım.
Şems-i Tebrîzî hazretleri;
-Öbür sorunu da sor! buyurdu.
O;
-Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azâb eder mi? dedi.
Şems-i Tebrîzî;
-Peki öbürünü de sor! buyurdu.
O;
-Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezâsını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın! dedi.
Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamânın kâdısına gidip, dâvâcı oldu.
Ve;
-Ben, soru sordum, o başıma kerpiç vurdu. dedi.
Şems-i Tebrîzî;
-Ben de sâdece cevap verdim. buyurdu.
Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:
- Efendim, bana Allahü teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim.
O kimse şaşırarak;
- Ağrıyor ama gösteremem, dedi.
Şems-i Tebrîzî;
- İşte Allahü teâlâ da vardır, fakat görünmez. Yine bana, "şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini" sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı. Yine bana;"Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz." dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyâda küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayâtında niçin hak aranmasın?" buyurdu.
Felsefeci, bu güzel cevaplar karşısında mahcûb olup, söz söyleyemez hâle düştü.

TEK AYAKKABI

TEK AYAKKABI
Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle...
Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp:
- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!"
Çocuk, ona dönerek:
- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacağım doğuştan eksik".
- "Bence önemli değil!" diye atıldı adam. "Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de akli veya vicdanı."
Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
- "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi."
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
- "Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?"
- "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..."
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek:
- "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?"
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi, "Almam mümkün değil ki!"
- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder."
Çocuk biraz düşünüp:
- "Ayakkabının diğer teki ise yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?"
- "Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım."
Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
- "Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu.
- "İkiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, "Üçe geçtim sayılır."
- "Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!"
Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek
- "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum."
- "Saka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?"
- "Sen çok cahil kalmışsın be arkadaş..." dedi adam, "Antika eşyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder."
Küçük çocuk, art arda yasadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini başlattınız ya!"
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
- "Babam hakliymiş!" dedi. "Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok! demişti."
Her rüzgar savuracak bir toz bulur,
Her hayat yaşanacak bir can bulur,
Her umut gerçekleşecek bir düş bulur
Bulunmayacak tek şey senin benzerindir

ŞÖFÖR VE ARABASININ LASTİĞİ


ŞÖFÖR VE ARABASININ LASTİĞİ

Sokaklarda sefâlet kol geziyordu. Kim kime yardım edecek, destek olacaktı? İşsizlik yaygındı. Çevresi de perişandı. Bir yanı yıkılmaya yüz tutmuş evceğizinin camından yola doğru ümitsizce bakarken bir taksinin kapının önünde durduğunu, içinden de bir yolcunun indiğini gördü. Demek ki taksi şoföründe az çok para olacaktı. Çünkü müşteri indirmişti. Bütün cesaretini ve ümidini toplayarak evden çıkıp yola koştu. Yaklaşıp direksiyon başında arabasını hareket ettirmek üzere olan şoföre seslendi. – Sakın beni dilenci falan zannetmeyin. Üç çocuğumla üç gündür aç beklemekteyim. Bu gidişle namusumu lekelenmemden korkmaya başladım. Allah rızası için yardımda bulunun. Ben açlıktan ölmeye razıyım. Fakat çocuklarımın çığlıklarına tahammül edemiyorum.
Beklenmedik bir anda gelen bu “Allah rızası için yardım” talebi zaten kıt-kanaat geçinen şoförü şaşırtmıştı. Düşünmeye başladı. Cebinde bir miktar parası vardı var olmasına; ancak bu parayı aylardır biriktiriyordu. Çünkü taksinin dört lastiği de kabaklaşmıştı. Onları değiştirmek için çırpınıyordu. Zaten akşamları eve gelince hanım da ikaz etmekten geri kalmıyordu:
– Ne zaman değiştireceksin bu lastikleri? Birazcık geç kalsan, aklıma kötü şeyler geliyor. Acaba bir kaza mı yaptı kabak lastiklerle?’ diye korku içinde bekliyorum.
O an için nefsi ve şeytan birlik olup vesvese vermeye başladılar:
– Sen zaten zor geçinen kimsesin. Yardım edecek durumda değilsin. Bas gaza, git yoluna!
Fakat imanı ve vicdanı da şöyle sesleniyorlardı:
– Para dediğin şey böyle gün için lazım olur. Belli olmaz Allah’ın rızasının nerede olduğu. Biriktirdiğin parayı bu muhtaç hanıma vermelisin. Tam yeridir. Çocukları aç durumda, Onu namusunu kirleterek, para kazanma zorunda bırakmamalısın.
Nihayet nefsini ve şeytanını yenmiş, cebindeki lastik parasını tümüyle kadıncağıza uzatarak:
– Al bacım, namusunla yaşa. Bu para bir müddet seni idare eder. Sonrasında da Allah başka sebepler halk eder! dedi. Minnet etmemek için de hemen gaza basıp oradan uzaklaşırken kadının:
– Sen benim ihtiyacımı karşıladın, Allah da senin ihtiyacını karşılasın! duasını duydu. Gün boyunca kulaklarında çınlayan bu duaya hep (amin) dedi.
Akşam eve gelince beklediği soruyla yine muhatap oldu.
– Hâlâ değiştirmemişsin lastiklerini...
– Bir lastikçiyle anlaştım. Yeni lastikler gelince hemen değiştirecek... diyerek geçiştirdi.
Bu geçiştirme işi birkaç gün devam etti. Bir akşam yine eve gelirken iyice sıkılmış, “Bu defa ne diyeceğim?” diye düşünürken beklenmedik bir durumla karşılaşmıştı. Hanım kendisine adres yazılı bir kağıt uzattı, sonra da şöyle dedi:
– Bugün bir lastikçi geldi, şu adresi verdi. “Yarın bana mutlaka gelsin, lastiklerini değiştireceğim” deyip gitti. Al şu adresi. Belli etmemişse de bunun izahını yapamamıştı. Çünkü böyle bir lastikçi ile konuşmamıştı. Merakla sabahı bekledi. İlk işi kağıttaki adrese gitmek oldu. Garipliğe bakın ki tamirciyi hiç görmemiş, buraya hiç gelmemişti. Elindeki kağıdı uzatınca bir şaşkınlık iki tarafta da yaşandı. Lastikçi:
– “Sen o musun?” deyip şoförün boynuna sarıldı, başladı hıçkıra hıçkıra ağlamaya. Sonra da şöyle devam etti:
– Tam üç gündür Resûlüllah Aleyhisselam rüyama giriyor ve bana, "Şu adresteki şoförün lastiklerini değiştir, ücret olarak da benim şefaatime nail ol" buyuruyor. Allah için söyle. Sen ne türlü bir iyilik ettin, nasıl bir hayır dua aldın ki Resûlüllah Aleyhisselam üç gündür beni ikaz ediyor, senin lastiğini değiştirmem için beni vazifelendiriyor?

11 Mart 2024 Pazartesi

İslâmî soru ve cevaplar



İslâmî soru ve cevaplar
SORU: İsyanda haddi aşan, zalim ve Allah (c.c.)’dan başka ibadet edilen put ve ilahı olan sistemlere ne ad verilir?
CEVAP: Tağut.
SORU: Müellefe-i Kulüp kimlerdir?
CEVAP: Müslüman olmayıp, kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenlerdir.
SORU: Karzı hasen ne demektir?
CEVAP: Çıkar gözetmeksizin Allah (c.c.)’ın rızası için ödünç para vermektir.
SORU: Rab” kelimesinin manası nedir?
CEVAP: Terbiye eden, yöneten, mülkün sahibi, koruyan.
SORU: “İlah” kelimesinin manası nedir?
CEVAP: Kendisine sığınılan, güvenilen, sevilen, tapılan.
SORU: Celse nedir?
CEVAP: Namazda iki secde arası kısa oturuştur.
SORU: Fecir nedir?
CEVAP: Tan yerinin ağarmasıdır.
SORU: Hurûc-i Bi sun’ıhi ne demektir?
CEVAP: Namazdan kişinin kendi iradesiyle ayrılması demektir.
SORU: İstinşak ne demektir?
CEVAP: Burna su çekmektir.
SORU: Kade-i ûlâ ne demektir?
CEVAP: Namazda ilk oturuştur. (vaciptir)
SORU: Kade-i ahire ne demektir?
CEVAP: Namazda son oturuştur (Farzdır)
SORU: Kavme ne demektir?
CEVAP: Rükûdan doğrulduktan sonra secdeye gitmeden önce ayakta ayakta beleyiştir.
SORU: Muhtazar kelimesinin anlamını söyleyiniz.
CEVAP: Ölmek üzere olan kimsedir.
SORU: Sekerat halinde olana ne telkin edilir?
CEVAP: Kelime-i tevhid
SORU: Sahib-i tertip ne d emektir?
CEVAP: 6 vakit veya daha fazla namazı kalmamış kimsedir.
SORU: Eyyam-ı Bîd orucu nedir?
CEVAP: Her kameri ayın 13-14-15. günleri oruç tutmaktır.
SORU: İstiska namazı nedir?
CEVAP: Yağmur duası namazıdır
SORU: Zelletü’l Kari nin anlamını söyleyin
CEVAP: Okuyucunun yanılması
SORU: “Zebh” kelime anlamı nedir?
CEVAP: Boğazlamak demektir.
SORU: “Talak” kelime anlamı nedir?
CEVAP: Boşamak demektir.
SORU: “Adavet” ne demektir?
CEVAP: Düşmanlık demektir
SORU: “Arasat Meydanı” ne demektir?
CEVAP: Kıyamet günü toplanılacak mekândır.
SORU: “Ashab-ı Suffe” ne demektir?
CEVAP: Rasul-i Ekrem (s.a.v)’in mescidinde devamlı oturanlar.
SORU: “aynel yakin” ne demektir?
CEVAP: Gözle görür derecede müşahede ederek bilmek.
SORU: “Bâtın”ne demektir?
CEVAP: Gizli demektir.
SORU: “Bühtan” ne demektir?
CEVAP: İftira demektir
SORU: “Fetanet”ne demektir?
CEVAP: Zihin açıklığı, anlayışlık
SORU: “Feyz”ne demektir?
CEVAP: Bereket, ilim, irfan, ihsan anlamındadır
SORU: “Gassal”ne demektir?
CEVAP: Ölü yıkayıcısıdır
SORU: “Güruh” ne demektir?
CEVAP: Topluluk, bölük anlamındadır.
SORU: “Haşyet” ne demektir?
CEVAP: Korku demektir
SORU: “Hüccet” ne demektir?
CEVAP: Delil demektir
SORU: “Hulle” ne demektir?
CEVAP: Cennet elbisesidir.
SORU: “Kerahat” ne demektir?
CEVAP: Dinimizde iyi sayılmayan şey
SORU: “Cezbe”ne demektir?
CEVAP: Ruhun ve kalbin Allah’a yükselmesi, Allah tarafından çekilişi, demektir.
SORU: “Cihanşümul” ne demektir?
CEVAP: Dünyayı kaplayan, demektir.
SORU: “İhsan” ne demektir?
CEVAP: Allah’ı görür gibi ibadet etmektir.
SORU: “İnkişaf” ne demektir?
CEVAP: Meydana çıkmakdır
SORU: “İstiaze” ne demektir?
CEVAP: “Euzübesmele” okuyarak Allah’a sığınmaktır.
SORU: “Kubbe-i Hadra ne demektir?
CEVAP: Yeşil kubbedir
SORU: “Marifetullah” ne demektir
CEVAP: Allah’ı bilmektir
SORU: “Mukedderat” ne demektir?
CEVAP: Kaderimizde yazılı olan şeyler
SORU: “Müsebbibü’l esbab” ne demektir?
CEVAP: Bütün sebeplere sahip olan hakiki müsebbip Cenab-ı Hak.
SORU: “Neş’et etmek” ne demektir?
CEVAP: Meydana çıkmak demektir
SORU: “Ucup” ne demektir?
CEVAP: Kibir demektir
SORU: Ulema-i izam” ne demektir?
CEVAP: Büyük âlimler demektir.
SORU: “Fırka-i Naciye”ne demektir?
CEVAP: Ehl-i sünnet vel cemaat yolundan ayrılmayan Müslümanlar
SORU: “Fırka-i dâlle”ne demektir?
CEVAP: Sapık inançta olanlardır.
SORU: “İltica” ne demektir
CEVAP: Sığınmak demektir.
SORU: “Tehallül” nedir?
CEVAP: İhram yasaklarının sona ermesidir
SORU: Metaf nedir?
CEVAP: Kabe’de tavaf yapılan mekandır.
SORU: Muvâlât nedir?
CEVAP: Yapılacak fiili ara vermeden peş peşe yapmakdır.
SORU: İstidrac nedir?
CEVAP: İstidrac, Kâfir ve günahkâr kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olağan üstü olaydır.
SORU: İstihaze nedir?
CEVAP: Rahim içi damarlardan hayız ve nifas hali dışında ve bir hastalık veya yapısal bozukluk sebebiyle gelen kana özür kanı yani istihaze denir.
SORU: İsfar nedir?
CEVAP: Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılınmasıdır.
SORU: Taglis nedir?
CEVAP: Sabah namazını, ikinci fecir doğar doğmaz, ortalık henüz karanlıkça iken kılınmasıdır.
SORU: Revatip sünnet ne demektir?
CEVAP: Revâtib sünnetler, düzenli olarak kılınan sünnetler demektir. Bunlar, Hz. Peygamber'in sünnetine uyularak vakit namazlarından önce veya sonra yahut kimisinde hem önce hem sonra kılınan namazlardır.
SORU: Muhâzâtü'n-nisâ" ne anlama gelmektedir?
CEVAP: Kadınların cemaatle namazdaki saf düzeni ve erkeklerde aynı safta veya hizada olması, ilmihallerde "muhâzâtü'n-nisâ" terimiyle ifade edilir.
SORU: Havaici asliye nedir?
CEVAP: Bir insanın ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin muhtaç olduğu temel ihtiyaç maddelerine denir
SORU: Fey-i zeval nedir?
CEVAP: Yere dikilen çıtanın güneş tam tepedeyken yere düşen gölgesinin uzunluğuna fey-i zevâl denir.
SORU: Zeval vakti nedir?
CEVAP: Güneşin tam tepe noktasındaki anına zeval vakti denir
SORU: Asr-ı evvel nedir?
CEVAP: Güneş tam tepedeyken eşyanın yere düşen gölge uzunluğu (fey-i zevâl) hariç, her şeyin gölgesi kendisinin bir misline çıktığı zamana "asr-ı evvel" denir.
SORU: Asr-ı sânî nedir?
CEVAP: Her şeyin gölgesi (fey-i zevâl) hariç, kendisinin iki misline ulaştığı zamana asr-ı sânî denir
SORU: İstinca nedir?
CEVAP: Büyük abdest bozulduktan sonra dışkı ve idrar yollarında yapılacak dışkı, idrar vb. temizliği yapmaktır.
SORU: Rakk nedir?
CEVAP: Kur’ân’ın yazıldığı inceltilmiş derilere denir.
SORU: Sikâye nedir?
CEVAP: Kâbe’yi ziyârete gelen hacıların sularını tedârik etmektir.
SORU: Hicâbe nedir?
CEVAP: Kâbe’nin perdedarlığını ve anahtarlarını elinde bulundurmaktır.
SORU: Rifâde nedir?
CEVAP: Kâbe’yi ziyarete gelen hacıları ağırlamak ve barındırmaktır.
SORU: Sidâne nedir?
CEVAP: Kâbe’nin muhafızlığını yapma görevidir.
SORU: Ferâiz İlmi nedir?
CEVAP: Mîrâs hukûkunun klâsik İslâm hukûk literatüründeki adıdır.
SORU: Lukata nedir?
CEVAP: Buluntu maldır
SORU: Şakkul kamer nedir?
CEVAP: Ayın ikiye ayrılma mucizesidir
SORU: Tecessüs ne demektir?
CEVAP: Gizli olan kusurları araştırmaktır.
SORU: Tertil ne demektir?
CEVAP: Bir şeyin düzgün, güzel ve muntazam olması demektir.
SORU: Muhtazar ne demektir?
CEVAP: Son nefesine yaklaşmış ve ölmek üzere olan kişi demektir
SORU: Selem neye denir?
CEVAP: Peşin para ile veresiye mal satın almaya denir.
SORU: Faizle Riba arasında fark varmı dır?
CEVAP: Hayır, fark yoktur. Faiz kelimesi de Arapça kökenli olup riba ile eşanlamlıdır.
SORU: Musahere nedir?
CEVAP: Evlenmeden dolayı meydana gelen akrabalığa denir.
SORU: Hürmet-i musahere nedir?
CEVAP: Evlilik akrabalığından dolayı meydana gelen evlenme yasağına denir. Örneğin; bir kimse bir kadınla evlenince o kadının kızı ile annesi kendisine haram olur.
SORU: Selef ne demektir?
CEVAP: Selef, önce gelenler, önceki nesil, geçmiş büyükler demektir.
SORU: Hatemü’n-Nebiyyin ne demektir?
CEVAP: Peygamberlerin sonuncusu demektir.
SORU: Gılman nedir?
CEVAP: Cennet hizmetçileridir.
SORU: Adâvet ne demektir?
CEVAP: Düşmanlık demektir.
SORU: Sâbî ne demektir?
CEVAP: Bülûğ (ergenlik) çağına gelmemiş oğlan çocuğu demektir.. Kıza ise sabiyye denir
SORU: Adak Nedir?
CEVAP: Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah’a söz vermesidir.
SORU: Amin Ne Demektir?
CEVAP: Yapılan duâ için, “Ya Rabbi Kabul buyur” demektir.
SORU: Arafat nedir?
CEVAP: Hacı adaylarının “vakfe” yapmak üzere arefe günü toplandıkları, Mekke’nin güneydoğusunda bulunan bir bölgedir.
SORU: Aşûre Nedir?
CEVAP: Kameri takvimin birinci ayı olan Muharremin onuncu gününe verilen isimdir
SORU: Beytullah Ne Demektir?
CEVAP: Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri Kâbe’nin diğer adıdır
SORU: Câiz Nedir?
CEVAP: Yapılması dinen yasak olmayan şeydir.
SORU: Berzah nedir?
CEVAP: Ölümle kıyamet arasındaki zaman dilimidir.
SORU: Ecel Ne Demektir?
CEVAP: Allah’ın takdir ettiği ömrün sona erdiği andır.
SORU: Ecir Nedir?
CEVAP: Yapılan güzel ameller karşılığında Allah’ın kullarına verdiği mânevî mükafattır.
SORU: Fıkıh Nedir?
CEVAP: Kişinin amel yönünden faydasına ve zararına olan şeyleri bilmesidir.
SORU: Fitre Nedir?
CEVAP: Ramazan Bayramına kavuşan ve dinen zengin sayılan Müslümanların, kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için fakirlere vermeleri gereken belli miktarda mal ya da paradır.
SORU: Haşr Nedir?
CEVAP: Bütün canlıların yeniden diriltilerek mahşerde, hesap vermek üzere toplanmasıdır.
SORU: Hilye-i Şerif Nedir?
CEVAP: Peygamber Efendimizin dış görünüşünü ve vasıflarını anlatan eserlere verilen addır. “Hilye-i Saâdet” de denir.
SORU: Hurafe Nedir?
CEVAP: Akla ve ilme aykırı olan ve hiçbir temeli bulunmayan batıl inançlar ve uygulamalardır.
SORU: İcmâ Nedir?
CEVAP: Hz.Peygamber’in vefatından sonra, herhangi bir asırda, bütün İslam müçtehitlerinin, dînî bir konuda ortak hüküm vermeleridir.
SORU: İçtihat Nedir?
CEVAP: Müçtehidin herhangi bir dînî mesele hakkında bir hükme ulaşabilmek için belli tekniklere başvurarak bütün gücünü harcaması demektir.
SORU: İlâhî Ne Demektir?
CEVAP: Tasavvuf Edebiyatında Allah ve Peygamber sevgisini dile getiren şiir türünden dizelerdir.
SORU: İsrâ Nedir?
CEVAP: Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’in bir gece Allah tarafından Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmesidir.
SORU: Mi’rac Nedir?
CEVAP: Peygamberimizin, Kudüs’deki Mescid-i Aksa’dan, Yüce Allah’ın, manevî huzuruna yaptığı yolculuğun adıdır. Dinî literatürde, Recep ayının 27. gecesi “mîrac gecesi” olarak bilinir.
SORU: İzar nedir?
CEVAP: Hac veya Umre yapmak üzere ihrama giren erkeklerin belden aşağısını kapatmak üzere büründükleri örtüdür.
SORU: Kıyas Nedir?
CEVAP: Kur’an ve Sünnet’te hükmü açıkça belirtilmeyen bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak nitelik dolayısıyla, hükmü açıkça belirtilen diğer meseleye göre açıklamaktır.
SORU: Mîzan Ne Demektir?
CEVAP: Mahşerde hesap görüldükten sonra herkesin amellerinin tartılacağı ilahi adalet terazisidir.
SORU: Mucize Ne Demektir?
CEVAP: Peygamberlerin, peygamber olduklarını ispat için Allah’ın izni ile gösterdikleri hiçbir insanın benzerini yapamayacağı harikulade hallerdir.
SORU: Mukabele Nedir?
CEVAP: Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir.
SORU: Mukaddesat Nedir?
CEVAP: Dinimizce kutsal kabul edilen değerlerdir.
SORU: Müfsid Ne Demektir?
CEVAP: Usulüne uygun olarak başlanmış bir ibadeti bozup, geçersiz hale getiren herhangi bir davranıştır.
SORU: Müftü Kimdir?
CEVAP: Dinî konularda fetva vermeye yetkili olan kimsedir.
SORU: Münacat Nedir?
CEVAP: Allah’a sessizce dua etmek, yalvarmak ve niyaz etmektir. Dua içerikli şiirlere de münacat denir.
SORU: Münker Nekir Nedir?
CEVAP: Kabre konulan kimseye “Rabbin kim?, Peygamberin kim?, Dinin nedir?” diye soru soran meleklerin adlarıdır.
SORU: Nisap miktarı ne demektir?
CEVAP: Dinen zengin sayılmanın ölçüsüdür.
SORU: Öşür Nedir?
CEVAP: Tarım ürünlerinden onda bir ya da yirmide bir oranında verilen zekâttır.
SORU: Regâib Nedir?
CEVAP: Rağbet olunun şey ve bol ihsan demektir. Örfümüzde Recep ayının ilk Cuma gecesi olarak bilinmektedir.
SORU: Ru’yet-i hilâl Ne demektir?
CEVAP: Kamerî ayların başlangıcını belirleyen hilal’in görülmesidir.
SORU: Taassup Nedir?
CEVAP: Herhangi bir delile dayanmadan, bir fikre körü körüne bağlanmaktır.
SORU: Takvâ Nedir?
CEVAP: Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınmaktır.
SORU: .”Acem” kelime anlamı nedir?
CEVAP: Arap olmayan demektir.
SORU: Akîka me demektir?
CEVAP: Çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükür niyeti ile kesilen hayvan
SORU: Bedevî ne demektir?
CEVAP: Sahrada, ve çölde göçebe halde yaşayanlar
SORU: Cidâl ne demektir?
CEVAP: Kavga etmek, münakaşa etmektir
SORU: Cilbab ne demektir?
CEVAP: Uzun ve geniş örtü, manto anlamındadır.
SORU: Çıhar Yâr-ı Guzin ne demektir?
CEVAP: Peygamber efendimizin dört seçkin ve büyük halîfesi: Hazret-i Ebû Bekr, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali (r.anhüm)
SORU: Diyet ne demektir?
CEVAP: Kâtilin (adam öldürenin) vereceği para cezâsıdır
SORU: Ebû Turâb ne demektir?
CEVAP: “Toprağın babası” manasında olan , Peygamber Efendimiz tarafından Hz.Ali (r.a) Efendimize verilmiş olan lakap tır.
SORU: Edille-i Şer'iyye nedir?
CEVAP: Şer’i hükümleri çıkarma yollarıdır. Edille-i şer'iyye dörttür: Kitâb (Kur'ân-ı kerîm), Sünnet (Peygamber efendimizin söz, fiil ve takrirleri, bir iş yapılırken görüp de ona mâni olmadıkları şeyler), İcmâ (müctehid âlimlerin dînî bir işin hükmünde söz birliği etmeleri) Kıyâs (hükmü bili nmeyen bir şeyi hükmü bilinene benzeterek anlamak).
SORU: Ehli beyt ne demektir?
CEVAP: Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın bütün âile fertleridir.
SORU: Elfaz-ı Küfür nedir?
CEVAP: Söylendiği zaman, îmânı gideren, müslümanlıktan çıkmaya sebeb olan sözlerdir.
SORU: Esbab-ı Nüzul ne demektir?
CEVAP: kuranın iniş sebebleri.
SORU: Eshâb-ı Yemîn ne demektir?
CEVAP: Cennet ehli. Âhirette amel defterleri sağ taraflarından verilecek olan mü'minler.
SORU: Fakih ne demektir?
CEVAP: Fıkıh âlimi. Dînin amelî (yapılacak işlerle ilgili) hükümlerinde mütehassıs âlim. Çoğulu fukahâdır.
SORU: Fâsık ne demektir?
CEVAP: Açıkça günah işlemekten çekinmeyen, âsî, günahkâr mü'min
SORU: Fenâ Fillah ne demektir?
CEVAP: Kalbin yalnız Allahü teâlâyı sevmesi, O'nun beğendiği şeylerde fâni olmak yâni O'nun sevdiklerini sevmek O'nun sevdiklerini kendi için sevgili bilmek
SORU: Fesahat ne demektir?
CEVAP: Açık ve düzgün konuşma
SORU: Halvet ne demektir?
CEVAP: Yabancı bir kadınla yabancı bir erkeğin bir odada, kapalı bir yerde yalnız kalmaları
SORU: Fırka-i Nâciye ne demektir?
CEVAP: Cehennem'den kurtulacağı bildirilen fırka. İslâm dîninde doğru îtikâd üzere olanlar. Peygamber Efendimiz ve Ashâbının yolunda olanlar demektir.
SORU: İcazet ne demektir?
CEVAP: İzin, diploma, şehâdetnâme. Çeşitli ilimlerde üstâdın (hocanın) talebesine, yetiştiğine dâir verdiği belge, diploma.
SORU: Fisebilillah ne demektir?
CEVAP: Allah yolunda. Bir işin karşılıksız, sâdece Allahü teâlânın rızâsı için yapıldığını ifâde eden bir tâbir.
SORU: Gayr-i meşru ne demektir?
CEVAP: İslâmiyet'e uygun olmayan iş ve hareketler
SORU: ”Gurre” ne demektir?
CEVAP: Düşürülen bir cenine (ana rahmindeki çocuğa) karşılık verilmesi gereken mâlî tazmînât.
SORU: Kasem ne demektir?
CEVAP: Yemîn. Bir işi yapmak veya yapmamak için Allahü teâlânın ismini söyleyerek söz verme
SORU: Kasr-ı salât ne demektir?
CEVAP: Seferde, yolculuk hâlinde dört rek'atli farzları iki rek'at kılmak
SORU: Kasvet ne demektir?
CEVAP: Katılık, sertlik, kalbden hayır (iyilik) ve yumuşaklığın çıkması
SORU: Seyri sülûk ne demektir?
CEVAP: İnsanın tasavvuf disiplini altında manevi yürüyüşünü ifade eden bir terimdir
SORU: Hitan ne demektir?
CEVAP: Erkek çocukların sünnet ettirilmesidir.
SORU: Vâcib-ül-Vücûd ne demektir?
CEVAP: Varlığı mutlaka lâzım olan demektir. Vâcib-ül-Vücûd Allahü Teâlâ’dır.
SORU: Vahiy katibi ne demektir?
Peygamber efendimize gelen vahyi, O'nun emri ile yazan sahâbîlere verilen isim.
SORU: .Râbıta ne demektir?
CEVAP: Kalbini büyük velilerin kalbine bağlayarak onlardan feyz alma.
SORU: SÜRME nedir?
CEVAP: Kirpik diplerine sürülen bir çeşit siyah madde.
SORU: Velîme ne demektir?
CEVAP: Düğün yemeğidir.
SORU: Verâ ne demektir?
CEVAP: Haramlardan ve helâl ve haram olduğu bilinmeyen şüpheli şeylerden sakınmak.
SORU: Vird ne demektir?
CEVAP: Nâfile olarak devamlı yapılan ibâdet, tesbih ve duâlar. Çoğulu evrâddır
SORU: Ucub ne demektir?
CEVAP: Kendini başkasından üstün bilmek, ayıplarını görmeyip kendini beğenmek, yaptığı ibâdetleri, iyilikleri beğenerek, bunlarla övünmek.
SORU: Taksirat ne demektir?
CEVAP: Günâhlar, kabahatlar, kusûrlar anlamındadır.
SORU: “Ta’n etmek” ne demektir?
CEVAP: Kötülemek, dil uzatmak.
SORU: Sütre nedir?
CEVAP: Namaz kılanın önünden geçene engel olması için önüne koyduğu şeylerdir. Sütrenin hükmü sünnettir.
SORU: Büyük abdest temizliği dediğimiz kan meni sidik ve gaita (büyük pislik) gibi pisliklerin çıkmış oldukları yerleri temizlemeye verilen isim nedir?
CEVAP: İstinca.
SORU: İnsanların ve evcil hayvanların yiyecek ve içecekleri olan maddeleri ucuz olan yerlerden alıp kıymetinin artması için 40 gün bekletmeye ne ad verilir?
CEVAP: İhtikâr denir.
SORU: İslam hukukunda miras taksimini kendisine konu alan ilmin adı nedir?
Feraiz ilmi.
SORU: 6 vakit namaz üst üste kazaya kalmayan kişiye ne ad verilir?
CEVAP: Sahib-i Tertip.
SORU: Fıkıh ilminin dört büyük kısımlarından biri olan cezalarla ilgili bölümüne ne isim verilir?
CEVAP: Ukubat.
SORU: Mucize ve Keramet ne demektir?
CEVAP: Mucize: Peygamberlerin peygamber olduklarını isbat etmek için Allah'ın yardımı ile gösterdikleri olağan üstü olaylardır.
Keramet: 'ın veli kulları tarafından meydana getirilen olağan üstü haller dır.
SORU: Câiz Nedir?
CEVAP: Yapılması dinen yasak olmayan şeydir.
SORU: Amin Ne Demektir?
CEVAP: Yapılan duâ için, “Ya Rabbi Kabul buyur” demektir.
SORU: Bid’at nedir?
CEVAP: Dinin aslından olmadığı halde dindenmiş gibi algılanan şeylerdir.
SORU: Adak Nedir?
CEVAP: Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah’a söz vermesidir.
SORU: Şecaat ne demektir?
CEVAP: Yiğitlik, kahramanlık, kalp metinliği, gerektiğinde tehlikelere atılabilme özelliğidir.
SORU: Sıla-i Rahim ne demektir?
CEVAP: Akrabayı arayıp sormak, kusurlarını bağışlamak, ihtiyaçlarında yardım etmek, onlarla
SORU: “İnşaallah” ne demektir?
CEVAP: “İnşallah” (Eğer Rabbim dilerse) demektir.
SORU: Tefsir yapan alime ne ad verilir?
CEVAP: Müfessir adı verilir.
SORU: Tasavvuf nedir?
CEVAP: “Tasavvuf, Allah Teala’nın insana “şah damarından daha yakın olan” yakınlığını ve “Attığın zaman sen atmadın” ayetindeki inceliği tattırmak ve ihsan derecesinde ibadet etmeyi hissettirmektir.” Tasavvuf kişinin nefsini ve Rabbini bilmesi, nefisteki kötü hasletleri mücadele ile yenip, güzel ahlaka kavuşturan bir terbiye sistemidir.
SORU: Ganimet ne demektir?
CEVAP: Harpte düşmanlardan alınan mal demektir.
SORU: Yeni doğan çocuklar için kesilen kurbanın adı nedir?
CEVAP: Akikadır
SORU: Söz bakımından Peygamberimiz (s.a.v.)’e anlam bakımından Allah (c.c.)’e ait olan hadislere ne ad verilir?
CEVAP: Kutsi Hadis denir.
SORU: hadiste müttefekun Aleyh ne demektir?
CEVAP: Buhari ve Müslim’in bir hadis üzerindeki ittifakıdır.(Görüş birliğidir).
SORU: Mevzu hadis ne demektir?
CEVAP: Peygamber Efendimiz(s.a.v.)!in ağzındanmış gibi uydurulan gerçek olmayan sözlerdir.
SORU: Senet nedir?
CEVAP: Hadis-i Şerif’i rivayet eden kişiler zinciridir.
SORU: Ravi kimdir?
CEVAP: Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in söz ve fiillerini rivayet eden her kişiye ravi denir.
SORU: İsyanda haddi aşan, zalim ve Allah (c.c.)’dan başka ibadet edilen put ve ilahı olan sistemlere ne ad verilir?
CEVAP: Tağut.
SORU: Müellefe-i Kulüp kimlerdir?
CEVAP: Müslüman olmayıp, kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenlerdir.
SORU: Karzı hasen ne demektir?
CEVAP: Çıkar gözetmeksizin Allah (c.c.)’ın rızası için ödünç para vermektir.
SORU: Rab” kelimesinin manası nedir?
CEVAP: Terbiye eden, yöneten, mülkün sahibi, koruyan.
SORU: “İlah” kelimesinin manası nedir?
CEVAP: Kendisine sığınılan, güvenilen, sevilen, tapılan.
SORU: Celse nedir?
CEVAP: Namazda iki secde arası kısa oturuştur.
SORU: Fecir nedir?
CEVAP: Tan yerinin ağarmasıdır.
SORU: Hurûc-i Bi sun’ıhi ne demektir?
CEVAP: Namazdan kişinin kendi iradesiyle ayrılması demektir.
SORU: İstinşak ne demektir?
CEVAP: Burna su çekmektir.
SORU: Kade-i ûlâ ne demektir?
CEVAP: Namazda ilk oturuştur. (vaciptir)
SORU: Kade-i ahire ne demektir?
CEVAP: Namazda son oturuştur (Farzdır)
SORU: Kavme ne demektir?
CEVAP: Rükûdan doğrulduktan sonra secdeye gitmeden önce ayakta ayakta beleyiştir.
SORU: Muhtazar kelimesinin anlamını söyleyiniz.
CEVAP: Ölmek üzere olan kimsedir.
SORU: Sekerat halinde olana ne telkin edilir?
CEVAP: Kelime-i tevhid
SORU: Sahib-i tertip ne d emektir?
CEVAP: 6 vakit veya daha fazla namazı kalmamış kimsedir.
SORU: Eyyam-ı Bîd orucu nedir?
CEVAP: Her kameri ayın 13-14-15. günleri oruç tutmaktır.
SORU: İstiska namazı nedir?
CEVAP: Yağmur duası namazıdır
SORU: Zelletü’l Kari nin anlamını söyleyin
CEVAP: Okuyucunun yanılması
SORU: “Zebh” kelime anlamı nedir?
CEVAP: Boğazlamak demektir.
SORU: “Talak” kelime anlamı nedir?
CEVAP: Boşamak demektir.
SORU: “Adavet” ne demektir?
CEVAP: Düşmanlık demektir
SORU: “Arasat Meydanı” ne demektir?
CEVAP: Kıyamet günü toplanılacak mekândır.
SORU: “Ashab-ı Suffe” ne demektir?
CEVAP: Rasul-i Ekrem (s.a.v)’in mescidinde devamlı oturanlar.
SORU: “aynel yakin” ne demektir?
CEVAP: Gözle görür derecede müşahede ederek bilmek.
SORU: “Bâtın”ne demektir?
CEVAP: Gizli demektir.
SORU: “Bühtan” ne demektir?
CEVAP: İftira demektir
SORU: “Fetanet”ne demektir?
CEVAP: Zihin açıklığı, anlayışlık
SORU: “Feyz”ne demektir?
CEVAP: Bereket, ilim, irfan, ihsan anlamındadır
SORU: “Gassal”ne demektir?
CEVAP: Ölü yıkayıcısıdır
SORU: “Güruh” ne demektir?
CEVAP: Topluluk, bölük anlamındadır.
SORU: “Haşyet” ne demektir?
CEVAP: Korku demektir
SORU: “Hüccet” ne demektir?
CEVAP: Delil demektir
SORU: “Hulle” ne demektir?
CEVAP: Cennet elbisesidir.
SORU: “Kerahat” ne demektir?
CEVAP: Dinimizde iyi sayılmayan şey
SORU: “Cezbe”ne demektir?
CEVAP: Ruhun ve kalbin Allah’a yükselmesi, Allah tarafından çekilişi, demektir.
SORU: “Cihanşümul” ne demektir?
CEVAP: Dünyayı kaplayan, demektir.
SORU: “İhsan” ne demektir?
CEVAP: Allah’ı görür gibi ibadet etmektir.
SORU: “İnkişaf” ne demektir?
CEVAP: Meydana çıkmakdır
SORU: “İstiaze” ne demektir?
CEVAP: “Euzübesmele” okuyarak Allah’a sığınmaktır.
SORU: “Kubbe-i Hadra ne demektir?
CEVAP: Yeşil kubbedir
SORU: “Marifetullah” ne demektir
CEVAP: Allah’ı bilmektir
SORU: “Mukedderat” ne demektir?
CEVAP: Kaderimizde yazılı olan şeyler
SORU: “Müsebbibü’l esbab” ne demektir?
CEVAP: Bütün sebeplere sahip olan hakiki müsebbip Cenab-ı Hak.
SORU: “Neş’et etmek” ne demektir?
CEVAP: Meydana çıkmak demektir
SORU: “Ucup” ne demektir?
CEVAP: Kibir demektir
SORU: Ulema-i izam” ne demektir?
CEVAP: Büyük âlimler demektir.
SORU: “Fırka-i Naciye”ne demektir?
CEVAP: Ehl-i sünnet vel cemaat yolundan ayrılmayan Müslümanlar
SORU: “Fırka-i dâlle”ne demektir?
CEVAP: Sapık inançta olanlardır.
SORU: “İltica” ne demektir
CEVAP: Sığınmak demektir.
SORU: “Tehallül” nedir?
CEVAP: İhram yasaklarının sona ermesidir
SORU: Metaf nedir?
CEVAP: Kabe’de tavaf yapılan mekandır.
SORU: Muvâlât nedir?
CEVAP: Yapılacak fiili ara vermeden peş peşe yapmakdır.
SORU: İstidrac nedir?
CEVAP: İstidrac, Kâfir ve günahkâr kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olağan üstü olaydır.
SORU: İstihaze nedir?
CEVAP: Rahim içi damarlardan hayız ve nifas hali dışında ve bir hastalık veya yapısal bozukluk sebebiyle gelen kana özür kanı yani istihaze denir.
SORU: İsfar nedir?
CEVAP: Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılınmasıdır.
SORU: Taglis nedir?
CEVAP: Sabah namazını, ikinci fecir doğar doğmaz, ortalık henüz karanlıkça iken kılınmasıdır.
SORU: Revatip sünnet ne demektir?
CEVAP: Revâtib sünnetler, düzenli olarak kılınan sünnetler demektir. Bunlar, Hz. Peygamber'in sünnetine uyularak vakit namazlarından önce veya sonra yahut kimisinde hem önce hem sonra kılınan namazlardır.
SORU: Muhâzâtü'n-nisâ" ne anlama gelmektedir?
CEVAP: Kadınların cemaatle namazdaki saf düzeni ve erkeklerde aynı safta veya hizada olması, ilmihallerde "muhâzâtü'n-nisâ" terimiyle ifade edilir.
SORU: Havaici asliye nedir?
CEVAP: Bir insanın ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin muhtaç olduğu temel ihtiyaç maddelerine denir
SORU: Fey-i zeval nedir?
CEVAP: Yere dikilen çıtanın güneş tam tepedeyken yere düşen gölgesinin uzunluğuna fey-i zevâl denir.
SORU: Zeval vakti nedir?
CEVAP: Güneşin tam tepe noktasındaki anına zeval vakti denir.

FIKIH SORU CEVAB

FIKIH SORU CEVAB
1- Abdest Nedir?
Dirsekler ile beraber ellerin, yüzün, topuklarıyla beraber ayakların temiz su ile yıkanması ve başın meshedilmesidir.
2- Adak Nedir?
Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah’a söz vermesidir.
3- Ahiret Ne Demektir?
Kıyametin kopmasından sonra başlayan ve sonsuza kadar devam edecek olan cennet ve cehennem hayatıdır.
4- Ahkam Nedir?
Kur’an ve Sünnetin içerdiği dinî hükümlerdir.
5- Ahlâk nedir?
Bir kişinin iyi veya kötü olarak nitelenmesine sebep olan manevî değerleri, huyları ve bunların tesiri ile ortaya koyduğu davranışların bütünüdür.
6- Allah’ın Rızası Ne Demektir?
Yapılan herhangi bir işten Allah’ın hoşnut olmasıdır.
7- Amin Ne Demektir?
Yapılan duâ için, “Ya Rabbi Kabul buyur” demektir.
8- Arafat nedir?
Hacı adaylarının “vakfe” yapmak üzere arefe günü toplandıkları, Mekke’nin güneydoğusunda bulunan bir bölgedir.
9- Arş Nedir?
Mecazî anlamda, ilahî hükümranlık tahtı demektir.
10- Ashâb Ne Demektir?
Hz.Peygamber’i gören ve onunla sohbet eden müslümanlardır.
11- Aşere-i Mübeşşere Nedir? Ve Kimlerdir?
Dünyada iken Hz.Peygamber tarafından Cennetle müjdelenen on kişiye Aşere-i Mübeşşere denir.
Bunlar: Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talhâ, Zübeyr, Avf oğlu Abdurrahman, Sa’d, Zeyd oğlu Saîd, EbûUbeyde (r.a.) hazretleridir.
12- Aşûre Nedir?
Kameri takvimin birinci ayı olan Muharremin onuncu gününe verilen isimdir.
13- Ayet Nedir?
Kur’an-ı Kerim’de durak işaretleri arasındaki cümle ya da ifadelerdir.
14- Berat nedir?
Borçtan, suç ve cezadan kurtulmaktır. Günahlardan kurtulmaya vesile olan Şaban ayının onbeşinci gecesine de Berat gecesi denir.
15- Beytullah Ne Demektir?
Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri Kâbe’nin diğer adıdır.
16- Bid’at nedir?
Dinin aslından olmadığı halde dindenmiş gibi algılanan şeylerdir.
17- Câiz Nedir?
Yapılması dinen yasak olmayan şeydir.
18- Cami ve Mescid Nedir?
Müslümanların toplu halde veya tek başına namaz kılıp, ibadet ettikleri umuma açık mübarek mekanlardır.
19- Cennet, Cehennem, Sırat-ı Müstekîm, Berzâh Ne Demektir?
Cennet; Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınanların konulacağı ebedi mükafat yeridir.
Cehennem; kafirlerin sürekli olarak kalacakları azap yeridir. Sırat-ı Müstakîm; Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de beyan ettiği dosdoğru yoldur.
Berzah; ölümle kıyamet arasındaki zaman dilimidir.
20- Din Nedir?
Hür iradeleriyle inanan akıl sahibi insanları, en iyiye, en doğruya, en güzele ve ebedî mutluluğa ulaştıran ilahî kanunlar bütünüdür.
21- Dört Büyük Kitabı Biliyor musunuz?
Dört büyük kitab: Tevrât, Zebûr, İncil ve Kur’an’dır.
22- Dört Büyük Meleği Biliyor musunuz?
a) Cebrail: Allah’tan vahiy getiren melektir.
b) Mikail: Evrendeki tabiat olayları ve canlıların rızıkları ile görevli melektir.
c) İsrafil: Kıyametin kopması ve insanların kabirlerinden kalkması için “Sûr”a üflemekle görevli melektir.
d) Azrail: Canlıların ruhlarını almakla görevli melektir.
23- Duâ Nedir?
Kulun istek ve arzularını uygun bir üslupla Allah’a arzetmesidir.
24- Ebedî ve Ezelî Ne Demektir?
Ebedî, sonu olmayan; ezelî ise başlangıcı olmayandır.
25- Ecel Ne Demektir?
Allah’ın takdir ettiği ömrün sona erdiği andır.
26- Ecir Nedir?
Yapılan güzel ameller karşılığında Allah’ın kullarına verdiği mânevî mükafattır.
27- Esmâ-i Hüsnâ Nedir?
Yüce Allah’ın en güzel isimleri anlamına gelir.
28- Ezan Nedir?
Namaz vakitlerinin girdiğini bildirmek üzere müezzin tarafından okunan ve özel sözlerden oluşan dini bir davettir.
29- Farz Nedir?
Dinen yapılması kesin olarak istenen şeydir.
30- Fasık nedir?
Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyen kimseye denir.
31- Fıkıh Nedir?
Kişinin amel yönünden faydasına ve zararına olan şeyleri bilmesidir.
32- Fidye Nedir?
Meşru mazeretler sebebiyle bazı ibadetlerin yapılamaması veya ibadet sırasında eksikliklerin oluşması sebebiyle yerine getirilmesi gereken dinî yükümlülük.
33- Fitne nedir?
İyi veya kötü şeylerle deneme, manevî çöküntü, sosyal kargaşa ve kaos demektir.
34- Fitre Nedir?
Ramazan Bayramına kavuşan ve dinen zengin sayılan Müslümanların, kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için fakirlere vermeleri gereken belli miktarda mal ya da paradır.
35- Gusül Nedir?
Ağızı, burnun içini ve bütün bedeni yıkamaktır.
36- Günah Nedir?
Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olan amel, söz ve davranışlardır.
37- Hadis Nedir?
Hz.Peygamberin sözleri veya O’nun fiil ve onaylarının sözle ifadesine denir.
38- Haram Nedir?
Dinen yapılması kesin olarak yasaklanan şeydir.
39- Haşr Nedir?
Bütün canlıların yeniden diriltilerek mahşerde, hesap vermek üzere toplanmasıdır.
40- Hatim Nedir?
Kur’an-ı Kerim’in baştan sona kadar orijinalinden okunup bitirilmesidir.
41- Hayır Nedir?
Hayır, Yüce Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan güzel amellerdir.
42- Helal Nedir?
Yapılıp yapılmaması konusunda dinî bir hüküm bulunmayan şeylerdir.
43- Hicret Nedir?
Hz. Muhammed’in Miladî 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç etmesi olayıdır.
44- Hilye-i Şerif Nedir?
Peygamber Efendimizin dış görünüşünü ve vasıflarını anlatan eserlere verilen addır. “Hilye-i Saâdet” de denir. FIKIH SORU CEVAP 1
45- Hurâfe Nedir?
Akla ve ilme aykırı olan ve hiçbir temeli bulunmayan batıl inançlar ve uygulamalardır.
46- Hutbe Nedir?
Cuma ve Bayram günlerinde camilere gelen müminleri, dinî konularda aydınlatmak üzere hatibin yaptığı konuşmadır.
47- İbadet Nedir?
Allah’a gönülden, isteyerek yönelmek ve karşılığında sevap vadedilen dinî görevleri ve amelleri Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yerine getirmektir.
48- İcmâ Nedir?
Hz.Peygamber’in vefatından sonra, herhangi bir asırda, bütün İslam müçtehitlerinin, dînî bir konuda ortak hüküm vermeleridir.
49- İçtihat Nedir?
Müçtehidin herhangi bir dînî mesele hakkında bir hükme ulaşabilmek için belli tekniklere başvurarak bütün gücünü harcaması demektir.
50- İftar Nedir?
Oruç açmaktır.
51- İhram Nedir?
Hac veya umreye niyet eden bir kimsenin, diğer zamanlarda mübah olan bazı davranışları belirli bir süre boyunca kendisine yasaklamasıdır. Bu amaçla giyilen şeye de aynı ad verilir.
52- İhsan Nedir?
İnsanlara iyilik etmek, yararlı ameller işlemek ve “Allah’ı görüyormuş gibi, O’na ibadet etmek” demektir.
53- İlahi Kudret Nedir?
Yüce Allah’ın gücü ve kuvvetidir.
54- İlâhî Ne Demektir?
Tasavvuf Edebiyatında Allah ve Peygamber sevgisini dile getiren şiir türünden dizelerdir.
55- İlk Müslümanlar Kimlerdir?
İlk Müslümanlar Hz.Hatice, Hz.Ali, Zeyd b. Hârise ve Hz.Ebu Bekir’dir.
56- İlk Vahiy Peygamberimize Ne Zaman Gelmiştir.
İlk vahiy, Miladî 610 yılında, Hz. Peygamber, kırk yaşında iken, Mekke yakınındaki Nûr Dağı’nda ve Kadir Gecesi’nde gelmiştir.
57- İmam-Hatip Kimdir?
Cemaate namaz kıldıran ve hutbe okuyan kimse demektir.
58- İman Nedir? Veya İnanç Nedir?
Hz.Peygamber’in, Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerin doğruluğunu kabul ve tasdik etmektir.
59- İmsak Nedir?
Oruç niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan şeylerden uzak durmaktır.
60- İrşâd Nedir?
Müslümanlara doğru yolu göstermek ve onları dinî görevleri hakkında aydınlatmaktır.
61- İslam Nedir?
Allah’ın, insanlara Peygamberi Hz.Muhammed (s.a.v.) vasıtasıyla gönderdiği son ilâhî dinin adıdir.
62- İsrâ Nedir?
Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’in bir gece Allah tarafından Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmesidir.
63- İtâat Nedir?
Allah’ın emirlerine uyup, yasaklarından sakınmaktır.
64. İtikad nedir?
İnanma, gönülden tasdîk etme demektir. İtikadî konular denilince, iman esasları akla gelir.
65- İzar nedir?
Hac veya Umre yapmak üzere ihrama giren erkeklerin belden aşağısını kapatmak üzere büründükleri örtüdür.
66- Kâbe nedir?
Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri Mekke’deki Mescid-i Haram’ın içinde bulunan, Hz.İbrahim ile oğlu Hz.İsmail (A.S.) tarafından inşa edilmiş olan mukaddes ma’bettir.
67- Kaç Çeşit İbadet Vardır?
İbadetler bedenî, malî ve hem bedenî hem malî İbadetler olmak üzere üç çeşittir.
68- Kader Ne Demektir?
Yüce Allah’ın ezelden ebede kadar meydana gelecek olayları, bunların zamanını, yerini, miktarını ve niteliklerini ezelî ilmi ile bilip takdîr etmesidir.
69- Kâfir Kime Denir?
İslam dininin temel esaslarını kabul etmeyen, Hz.Peygamber’in, Yüce Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen hususları inkar eden kimsedir.
70- Kaza Ne Demektir?
Yüce Allah’ın ezelî ilmiyle takdîr ettiği şeylerden her birinin zamanı gelince o takdire uygun olarak yaratmasıdır.
71- Kelime-i Şehadet Nedir?
“Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim” anlamındaki, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedüenne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” ifadesidir.
72- Kelime-i Tevhit Ne Demektir?“
Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun elçisidir” anlamındaki “Lailâhe illâllah, Muhammedürresûlullah” ifadesidir.
73- Kıble nedir?
Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri taraf, Kâbe cihetidir.
74- Kırâat Nedir?
Namazda Kur’an-ı Kerim’den bir miktar okumak demektir. FIKIH SORU CEVAP 2
75- Kıyam Nedir?
Namazda ayakta durmak demektir ve namazın farzlarından biridir.
76- Kıyamet Ne Demektir?
Yüce Allah’ın belirlediği zaman gelince kâinat düzeninin bozulup yıkılması ve dünyanın sonunun gelmesidir.
77- Kıyas Nedir?
Kur’an ve Sünnet’te hükmü açıkça belirtilmeyen bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak nitelik dolayısıyla, hükmü açıkça belirtilen diğer meseleye göre açıklamaktır.
78- Kirâmen Kâtibîn Nedir?
Her mükellef insanın yaptığı bütün işleri kayda geçiren yazıcı meleklerin adıdır.
79- Kul Nedir?
Allah’ın hüküm ve tasarrufu altındaki tüm insanlar demektir.
80- Kur’an-ı Kerîm’de Kaç sûre Vardır?
Kur’an-ı Kerîm’de 114 sûre vardır.
81- Kurban Nedir?
Allah’a yakın olmak ve rızasına ermek için ibadet niyetiyle kurbanlık bir hayvanı kesmektir.82- Kürsü Nedir?
Camilerde vaizlerin va’z sırasında oturdukları yüksekçe yerdir.
83- Mahşer Ne Demektir?
Öldükten sonra dirilen insanların toplanacağı yerdir.
84- Meâl nedir?
Her yönüyle aynen aktarılması mümkün olmayan bir sözün başka bir dile yaklaşık olarak çevirisidir. Özellikle Kur’an tercümeleri için kullanılmaktadır.
85- Mekruh Nedir?
Dinen yapılmaması zannî delille istenen şeydir.
86- Melek Ne Demektir?
Allah’ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren, gözle görülmeyen nûrânî varlıklardır.
87- Mevlid Nedir?
Doğum zamanı demektir. Peygamberimizin doğumu ve bunu anlatan eser anlamında kullanılır.
88- Mi’rac Nedir?
Peygamberimizin, Kudüs’deki Mescid-i Aksa’dan, Yüce Allah’ın, manevî huzuruna yaptığı yolculuğun adıdır. Dinî literatürde, Recep ayının 27. gecesi “mîrac gecesi” olarak bilinir.
89- Mihrap Nedir?
Cami, mescid ve namazgâhlarda kıble yönünde bulunan ve İmam-Hatibin namaz kılarken durduğu bölümdür.
90- Minber Nedir?
Camilerde İmam-Hatiplerin cuma ve bayram hutbesi okudukları basamaklı yüksekçe yerdir.
91- Mîzan Ne Demektir?
Mahşerde hesap görüldükten sonra herkesin amellerinin tartılacağı ilahi adalet terazisidir.
92- Mucize Ne Demektir?
Peygamberlerin, peygamber olduklarını ispat için Allah’ın izni ile gösterdikleri hiçbir insanın benzerini yapamayacağı harikulade hallerdir.
93- Mukâbele Nedir?
Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir.
94- Mukaddesât Nedir?
Dinimizce kutsal kabul edilen değerlerdir.
95- Mushaf Ne demektir?
Kur’an-ı Kerim’in, Fatiha Sûresi ile başlayıp Nâs Sûresi ile bittiği şekliyle iki kapak arasında toplanmış haline mushaf denir.
96- Mü’min Kime Denir?
Allah’a, Hz.Peygamber’e ve O’nun haber verdiği şeylere gönülden inanıp, kabul ve tasdîk eden kimsedir.
97- Mübah Nedir?
Dînen yapılıp yapılmaması serbest bırakılan şeydir.
98- Müezzin-Kayyım Kimdir?
Namaz vakitleri girince ezan okuyup, cami ve cemaatle ilgili hizmetleri gören kimsedir.
99- Müfsid Ne Demektir?
Usûlüne uygun olarak başlanmış bir ibadeti bozup, geçersiz hale getiren herhangi bir davranıştır.
100- Müftü Kimdir?
Dinî konularda fetva vermeye yetkili olan kimsedir.
101- Mükellef Ne Demektir?
Dinî hükümleri yerine getirmekle yükümlü olan kimse demektir.
102- Münâcât Nedir?
Allah’a sessizce duâ etmek, yalvarmak ve niyaz etmektir. Dua içerikli şiirlere de münacât denir.
103- Münafık Kime Denir?
Kalben inanmadığı halde, dili ile mümin olduğunu söyleyen kimsedir.
104- Münker Nekir Nedir?
Kabre konulan kimseye “Rabbin kim?, Peygamberin kim?, Dinin nedir?” diye soru soran meleklerin adlarıdır.
105- Müstehab veya Mendup Nedir?
Hz.Peygamber’in bazen yaptığı, bazen de yapmadığı dini içerikli işlerdir.
106- Na’t Nedir?
Peygamber Efendimizi övmek maksadıyla yazılan şiir türüdür.
107- Nafile, Kaza Nedir?
Nafile; farz, vacib ve sünnet ibadetlerin dışında sevap kazanmak için yapılan tüm ibadetlerdir.
Kaza; vaktinde yerine getirilememiş olan farz bir ibadetin vaktinden sonra yerine getirilmesidir.
108- Nebî veya Resûl Ne Demektir?
Allah’tan vahiy yoluyla aldığı emir ve yasakları insanlara ulaştırmakla görevli olan seçkin insandır.
109- Nisap miktarı ne demektir?
Dînen zengin sayılmanın ölçüsüdür.
110- Niyâz Nedir?
Duâ etmek demektir.
111- Niyet Nedir?
İnsanın bir şeyi yapmaya kalben ve zihnen karar vermesidir.
112- Orucun Kazası Ne Demektir?
Vaktinde tutulamayan oruçların daha sonra gününe gün olarak tutulmasıdır.
113- Orucun Kefareti Nedir?
Ramazan’da mazeretsiz olarak kasten orucu bozmanın cezası olarak peş peşe tutulan altmış gün oruçtur. Buna gücü yetmeyenler altmış fakiri sabahlı akşamlı doyururlar.
114- Oruç Kimlere Farzdır?
Oruç ergenlik çağına ulaşmış, akıllı ve Müslüman olan herkese farzdır.
115- Öşür Nedir?
Tarım ürünlerinden onda bir ya da yirmide bir oranında verilen zekattır. FIKIH SORU CEVAP 3
116- Peygamberimiz Hz.Muhammed Ne Zaman Doğmuştur?
Peygamberimiz Hz.MuhammedMiladî 571 yılında, Rebîulevvel ayının on ikinci gecesi seher vaktinde dünyaya gelmiştir.
117- Peygamberlerde Bulunan Temel Nitelikler Nelerdir?
Sözünde ve özünde doğru, her yönüyle güvenilir, günahlardan korunmuş, üstün akıl ve zeka sahibi, Allah’tan aldığı vahyi insanlara aynen ulaştırma peygamberlerin temel nitelikleridir.
118-Rab Nedir?
Yaratan, nimet veren ve terbiye eden anlamına gelir ve Yüce Allah’ın güzel isimlerindendir.
119-Rahman ve Rahîm Ne Demektir?
Allah’ın güzel isimlerinden olup çok merhamet eden, esirgeyen ve bağışlayan demektir.
120-Rahmet Nedir?
Allah’ın, yaratıklarına merhamet etmesi ve lütufta bulunmasıdır.
121- Regâib Nedir?
Rağbet olunan şey ve bol ihsan demektir. Örfümüzde Recep ayının ilk Cuma gecesi olarak bilinmektedir.
122- Rekat Nedir?
Namazın kıyam, rükû ve secdelerinden oluşan her bir bölümüdür.
123- Rida nedir?
Hac veya umre yapmak üzere ihrama giren erkeklerin belden yukarısını kapatmak üzere büründükleri örtüdür.
124- Ru’yet-i Hilâl Ne demektir?
Kamerî ayların başlangıcını belirleyen Hilal’in görülmesidir.
125- Rükû Nedir?
Namazda eller dizlere erecek ve sırt ile baş, düz bir satıh oluşturacak biçimde öne doğru eğilmektir.
126- Sa’y nedir?
Hac ya da Umre yaparken Kâbe yakınlarında bulunan Safâ ile Merve tepeleri arasında, dört gidiş üç geliş olmak üzere yedi defa gidip gelmektir.
127- Sadaka Nedir?
Zekat dışında ibadet niyetiyle fakirlere yapılan yardımlardır.
128- Sahur Nedir?
İkinci tan yeri ağarmasından az önceki vakit ve bu vakitte yenen yemektir.
129- Salih Amel Nedir?
Yapılması Allah ve Peygamberi tarafından istenen, fert ve toplum için faydalı işler ve davranışlardır.
130- Secde Nedir?
Namaz kılanın, ayak parmaklarını, dizlerini, ellerini, alnını ve burnunu yere koyması ile oluşan durumdur.
131- Sehiv (Yanılma) Secdesi Ne Demektir?
Yanılma, unutma veya dalgınlık gibi haller nedeniyle namazın farzlarından birinin ertelenmesi, vaciplerinden birinin terk edilmesi veya ertelenmesi durumunda namazın sonunda yapılan secdedir.
132- Sevap Nedir?
Allah’ın emir ve yasaklarına uygun olan amel, söz ve davranışlardır.
133- Sûre Nedir?
Kur’an’ın, birbirinden besmele ile ayrılan her bir bölümüdür.
134- Sünnet Nedir?
Peygamber Efendimiz’in yaptığı ve müslümanlardan da yapılmasını istediği dinî görevlerdir.
135- Şirk Ne Demektir?
Allah’a ortak koşmak demektir. Bu da Allah’tan başka ilah edinmek veya O’ndan başkasına ibadet etmek şeklinde olur.
136- Şükür Nedir?
Nimetleri Allah’ın verdiğini bilip O’na şükranda bulunmaktır.
137-Taassup Nedir?
Herhangi bir delile dayanmadan, bir fikre körü körüne bağlanmaktır.
138- Tahiyyata oturmak Ne Demektir?
Namazların ikinci ve son rekatından sonra tahiyyât duasını okuyacak kadar bir süre oturmaktır.
139- Takvâ Nedir?
Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınmaktır.
140- Tavaf nedir?
Hacer-i Esved’den başlayarak, Kâbe’yi sola almak suretiyle, yedi defa Kâbe’nin çevresinde dönmektir.
141- Tebliğ Nedir?
Peygamberlerin getirdikleri ilahî mesajın insanlara aynen ulaştırmalarıdır.
142- Tefsir nedir?
Kur’an-ı Kerim’i usûlüne göre açıklamak ve yorumlamak demektir.
143- Tekbîr ve Tesbîh Nedir?
Tekbir, “Allâhuekber”, Tesbih de, “Sübhânallâh” demektir.
144- Terâvih Namazı Nedir?
Ramazan ayına mahsus olmak üzere, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır.
145- Teşrik Tekbiri Ne Demektir?
“Allâhüekber, Allâhüekber, Lâilâheillallâhüvallâhüekber, Allâhüekber ve lillâhi’l-hamd” demektir.
Kurban Bayramının arifesinde sabah namazından başlayıp, Bayramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakitte, farz namazların sonunda teşrik tekbiri getirmek vâciptir.
146- Tevbe Ne Demektir?
Kişinin işlemiş olduğu günahlardan pişmanlık duyup Allah’a yönelmesi ve günahları terk etmesidir.
147- Tevekkül Nedir?
İnsanın, her konuda kendine düşen görevleri yerine getirdikten sonra sonucu Allah’a bırakmasıdır.
148- Tevhîd Nedir?
Allah’ın var ve bir olduğuna inanmaktır.
149- Teyemmüm Nedir?
Abdest ya da boy abdesti almak için su bulunmadığı veya bulunup da kullanma imkanı olmadığı durumlarda, niyet edilerek temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye elleri sürüp yüzü ve kolları meshetmektir.
150- Vâcib Nedir?
Dinen yapılması zannî delillerle istenen hükümlerdir.
151- Vahiy Nedir?
Yüce Allah’ın dilediği şeyleri peygamberlerine, özel yolla bildirmesidir.
152- Vaiz Kimdir?
Dinî konularda insanları aydınlatma görevi yapan ve bu amaçla va’z eden kimsedir.
153- Vakfe nedir?
Zilhicce Ayının 9.ncu gününde hac için ihramlı olarak Arafat’ta bulunmadır.
154- Vitir Nedir?
Yatsı namazından sonra kılınan üç rek’atlık vacip namazdır.
155- Yemin Kefareti nedir?
Yeminini bozan bir kimsenin on fakiri sabah akşam doyurması ya da giydirmesi veya bunlara gücü yetmeyenin üç gün peş peşe oruç tutmasıdır.
156-Yeryüzünde İlk Mabed Neresidir?
Yer yüzende ilk mâbed, Kâbe-i Muazzama’dır.
157- Zekat Nedir?
Dinen zengin sayılan müslümanların, belirli yerlere sarfedilmek üzere, mallarından vermekle yükümlü oldukları belli bir paydır.

18 Eylül 2022 Pazar

KADİR GECESİ

 





KADİR GECESİ

Cenab-ı Hak, Kadir Gecesi'nde kullarını akıl almaz ihsan ve ikramlara mazhar ediyor. Cennetteki köşk ve sarayları sanki 30 binde bir fiyatına satmaktadır bu gece. Bir köşkün fiyatı 60 bin rekât namaz kılmaksa eğer, bu geceye mahsus o bedel iki rekâta düşüyor. Bin aydan daha hayırlı olan bu gece, tövbe ve istiğfar edilerek, farz namazların yanı sıra nafile namazlar kılınarak, Kur'an ve salâvatlar okunarak değerlendirilebilir.
Rahmeti sonsuz olan Rabbimiz, belirli gün ve gecelerde tükenmez hazinesinin kapılarını ardına kadar açıyor. Bilhassa Ramazan'da, özellikle de Kadir Gecesi'nde kullarını akıl almaz ihsan ve ikramlara mazhar ediyor.
Ne yazık ki, insanların bir kısmı o geceyi uykuyla geçiriyor. Bir kısmı birkaç saat ibadet edip uykuya yenik düşüyor. Bir kısmı belki de sabahlıyor, ama zamanını cami ve türbeleri gezerek, televizyondan mevlid ve film izleyerek geçiriyor. Pek azı ise iftardan sabaha kadar istiğfar, dua, Kur'an, salâvat ve namazla meşgul oluyor.
Biz müminler, ne yazık ki, Kadir Gecesi'nin kadrini bilmiyoruz. Bu gece öylesine kutlu bir gece ki, adına özel bir sure indirilmiş. Bu surenin sadece şu ayeti bile değerini anlatmaya yeter:
"Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır."
Aman ya Rabbi! Bu ne muhteşem bir müjde, ne müthiş bir fırsat, ne harika bir ikram!
Bunu hakkıyla anlamaktan aklımız, ruhumuz, kalbimiz acizdir.
Bazı hesaplar yapalım isterseniz. Bakın bu ayet ne derin manalar ihtiva ediyor:
Bin ayı 12'ye böldüğümüzde 83 rakamı çıkar. Demek ki, bir gece 83 yıldan daha hayırlı, daha faziletlidir.
83 yıl boyunca ibadet ederek kazanacağınız sevabı, bir gecede kazanacaksınız.
Bırakın gaflet içinde geçirmeyi, o tek geceyi değerlendirmek için uyku, hastalık, yorgunluk, seyahat, misafirlik, yoğun iş gibi aklınıza ne kadar engel gelirse gelsin aşıp geçmez misiniz?
Dilerseniz, bin ayda kaç gece olduğunu görmek için binle otuzu çarpalım. Karşımıza 30 bin rakamı çıkmaz mı?
Bu demektir ki, bir gece 30 bin geceden daha üstündür.
Bunun anlamı açık:
Kadir Gecesi'nde yüreğiniz yanarak bir istiğfar mı ettiniz? O bir değil, 30 bin kuvvetindedir.
İhlâsla bir Yasin mi okudunuz? Her bir harfine 30 bin sevap alarak, âdeta 30 bin Yasin okumuş gibi oldunuz.
Bütün bu gerçekler, her bir harfi bile mucize olan Kur'an-ı Kerim'in bir ayetinden çıkarılıyor. İşte o bir ayetiyle Rabbimiz bize bunca müjdeler veriyor.
Şimdi o geceyi gafletle geçirebilir miyiz?
Acaba, bir alışveriş merkezi, kuruluş yıldönümü anısına, ürünlerinde yüzde 50'ye varan indirim yapsa, sabaha kadar alışveriş yapmaz mıyız? Çünkü bir milyarla iki milyarlık ürün alacağız.
Oysa Rabbimizin Kadir Gecesi indirimi o kadar çok ki, benzerini dünyevî ürünlerde görmek imkânsız.
Cenab-ı Hak, cennetteki köşkleri ve sarayları sanki 30 binde bir fiyatına satmaktadır bu gece. Bir köşkün fiyatı 60 bin rekât namaz kılmaksa eğer, bu geceye mahsus o bedel iki rekâta düşüyor.
Yine mışıl mışıl uyur musunuz?
Eğer o geceyi gaflet içinde geçiriyor veya baştan savma değerlendiriyorsak, bilelim ki, ayağımıza kadar gelen fırsatı kullanmıyor, bize uzatılan af ve inayet elini tutmuyor, itiyoruz.
Hastalık, yorgunluk, uyku sizi engellemesin. Evlâdınız yoğun bakımda ise çekilip uyuyabilir misiniz? Asla! Ne kadar uykusuz, yorgun ve hasta bile olsanız hizmetine koşmaktan ve dua etmekten başka bir şey yapabilir misiniz?
Peki ya eşiniz, çocuğunuz yoğun bakımda değil de, cehennemlikler listesinde ise kurtulmaları için dua ve ibadetiniz gerekiyorsa, gaflet içinde uyuyabilir misiniz?
Bu gece akşam namazından sabaha kadar tövbe ve istiğfar ederek, Kur'an ve salâvat okuyarak, farz namazlara evvabin, teheccüt, tesbih namazlarını ilave ederek, Cevşen ve benzeri dualar yaparak geçirmeliyiz.
Bunun için iftardan sonra çay, kahve gibi uykumuzu kaçıracak ne varsa kullanmalıyız. Nasıl ki, kulağı af haberinde olan idam mahkûmu uyumazsa, biz de Ramazan'ın son on gününde cehennemden kurtuluş bekleyen günahkâr müminler olarak ibadete kilitlenmeliyiz. Gerekirse uykumuzu kaçırmak için soğuk suyla abdest almalı, kapımıza kadar gelen bu altın fırsatı kaçırmamalıyız. Ne mutlu Kadir Gecesi'nin kadrini bilenlere!
KURAN GÜNEŞİNİN DOĞDUĞU GECE KADiR GECESi
“İndi Peygamber Kur’an bu gece Geldi gökten burhan bu gece Bu mübarek gece 1000 aydan ulu Doludur keffe-i ihsan bu gece” Her yıl kadrimizi yüceltmek üzere gelen mübarek Kadir gecesine kavuşmanın sevinç ve mutluluğunu yaşıyoruz. Evet, bu geceyi bizlere ulaştıran rabbimize hamdolsun… Çünkü bu gece, rahmet, bereket, mağfiret ayı olan mübarek Ramazan-ı Şerif’in manevi mükafatlarla dopdolu olan en büyük tecelli gecesidir. Bu gece, ilahi rahmet, bereket, mağfiret, feyiz ve nurların tecelli ettiği, duaların kabul, yapılan iyiliklerin, hayır ve hasenatın makbul olduğu ve ibadet eden kulların ruh sadeliğine, gönül rahatlığına , ibadetin manevi zevkine erdiği müstesna bir gecedir. Bu gece, meleklerin sabaha kadar yeryüzüne inerek ibadet eden mü’minleri kuşatıp müjdeledikleri ve selamladıkları bir selam ve selamet gecesidir. Bu gece, mahzun kalp ve yaşlı gözlerle Allah’a açılan ellerin boş çevrilmeyeceği, samimiyet ve ihlasla yapılan tevbelerin kabul olacağı bir gecedir. Bu gece, Cenabı Hakk’ın: ِب ٰح م ﴿﴾ۜٓ ِكتَا َوال ﴿﴾ ْ ِۙ ِن ُم۪بي ْ ال ا ا نَ ا ُمْنِذ ۪ري َن ِ ا ُك نَ ا نَ ٍة ُمَباَرَكٍة ِ َ ْيل َ َناُه ۪في ل ْ َزل ْن اَ 2 “ Biz onu mübarek bir gecede indirdik” (Duhan, 44/3) buyurduğu Kur’an’ın, küfür karanlıklarını sıyırıp insanlık ufkunu aydınlattığı bir gecedir. Bu gece çok şerefli ve müstesnâ bir gecedir. Kur'an-ı Kerim'de müstakil bir sûre ile şerefi yükseltilmiş, Kur’an’ın 97. sûresi olan “Kadir sûresi” buna tahsis edilmiştir. Bu sûrede gece ile ilgili olarak şöyle buyurulur: ا ْ َق ْدِر ِا نَ ِة ال َ ْيل َ َناُه فى ل ْ َزل ْن ْ َق ْدِر ا ﴿﴾ َ ةُ ال َ ْيل َ َك َمال ْدري ْ َق ْدِر َوَما ا ﴿﴾ َ ةُ ال َ ْيل َ ل ٍر ِف َشْه ْ ل ر ِم ْن اَ ٌ رُو ُح فيَها بِِا ْذِن َرب ِِه َخْي ﴿﴾ ْم ِم ْن َوال َملِئ َكةُ ْ تََن زَ ُل ال ٍر ْم اَ ْ َف ْجِر ُك ﴿﴾ لِ ال ِ َع ٌ ِه َى َح تى َم ﴿﴾ ْطل َسََلم "Gerçek biz onu Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin (o büyük fazl-u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Onda melekler ve Rûh, Rablerinin izni ile, herbir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir selamdır". (Kadir, 97/1-5) İşte Allahu azimüşşan hazretleri buyuruyor ki, ْ َق ْدِر ِة ال َ ْيل َ َناُه فى ل ْ َزل ْن ا اَ ِا نَ Biz onu “Kuran-ı Kerim’i” Kadir gecesinde indirdik. Bu gece…Kur’an’ın nüzulüne tanık bir gece O Kur’an ki; insanlığın ufkunda bir ışık gibi yanan ve her dönemde insanların yollarını, kalplerini ve gönüllerini aydınlatmaya devam eden meşale… O Kur’an ki; varlık ve varoluş bilgisinin ders kitabı, bütün kâinatın özeti ve Yüce Yaratan’ın insanlığa kurtuluş çağrısı… 3 “Kur'an'ın övdüğü bir gecedir Kadir Gecesi. Çünkü Kur'an'ın indiği gecedir Kadir Gecesi. Öyleyse Kur’an’ın kadrini, kıymetini bildiğimiz oranda Kadir gecesini ihya etmiş oluruz. Kur’an’ın hak, hakikat, ahlâk, adalet ilkelerine sarıldığımız ölçüde bin aylık manevi gelişmeler yaşayabiliriz. Kur’an’ın barış ve esenlik mesajlarına değer verdiğimiz nispette Allah’ın meleklerinin, yeryüzüne barış ve esenlik getirmek üzere ineceklerini bilebiliriz. ْ َق ْدِر ةُ ال َ ْيل َ َك َمال ْدري َوَما اَ Kadir gecesinin ne olduğunu, bu gecenin nasıl bir ulviyete mazhar bulunduğunu sana bildiren nedir? ٍر ِف َشْه ْ ل ر ِم ْن اَ ٌ ْ َق ْدِر َخْي ةُ ال َ ْيل َ ل Kadir gecesi 1000 aydan hayırlıdır. Belki içinde leyle-i kadir bulunmayan binlerce aydan daha ziyade hayra, fazilete mazhardır. Bu gecede yapılan ibadet ve taat, dua ve niyaz, elbette diğer gecelerde yapılanlardan daha sevaplı, daha faziletlidir. رُو ُح فيَها بِِا ْذِن َرب ِِه ْم َوال َملِئ َكةُ ْ تََن زَ ُل ال O gecede melekler ile Cibril-i emin veya rahmet-i ilahiye” Rabb-i kerimlerinin izniyle yeryüzüne inerler. ٍر ْم اَ ِم ْن ُك لِ Meleklerin inmeleri. Her emirden naşidir. Başka başka vazifelerden dolayıdır. 4 ٌ َسََلم Leyle-i Kadr, mahz-ı selamettir, tamamıyla hayır ve selameti haizdir. Yahut melaike-i kiram, leyle-i Kadir’de Müslümanlara pek ziyade selam verdikleri için, ibadet eden mü’minleri selamlatıp onların ibadetlerine katılıp onları tebrik ettikleri için, bu mübarek gece, sanki aynı selamdır. Meleklerin yere inmeleri ve kadir gecesinin böyle selametten ibaret oluşu, ْ َف ْجِر ال ِ َع َحت ى َم ْطل fecrin doğmasına kadar devam eder. Ne ulvani, ne ruhani bir gece… Hangi gece? İçinde bulunduğumuz günlerden biri, belki bu gece, belki yarın, kim bilir belki dündü.. Kim bilir belki öleceğimiz gün.. Bu bilinmiyor… “Arayın” diyor Kutlu Nebi, “Ramazan’ın içinde arayın, son on günde arayın, on günün tek rakamlı günlerinde arayın…” (Bkz. Buharî, Leyletü’l-Kadr, 3; Müslim,Siyam, 219; Tirmizî, “Savm”,71) 21.inde… 23 ünde…Eyvah onlar arkada kaldı…25.inde… bu akşam da.. önümüzdeki akşam da…27 bağrını açmış bende diyor. ben bağrımı açtım siz de kanatlarınızı açın..Allah’a ulaşacaksınız.. Arayın can havliyle, içine 83 yıl 4 aylık, yani bir ömürlük kazanç sığdırabilmek için arayın… O gece Kadir gecesi miydi? 5 Kur'an ayeti ile bin aydan hayırlı diye haber verilen bir geceyi aramanın heyecanıdır insanı bu soruyu sormaya yönelten… Kadir gecesine olan tutkuyu diri tutmak ve o zaman diliminde yoğunlaşmayı sağlamaktır belki de neden… Kadir gecesini bulduğumuzda bile onun o gece olduğunu bilemiyoruz. Geriye, belirli bir zaman dilimindeki her geceye, Kadir gecesiymiş gibi sarılmak kalıyor. Cuma gününde gizlenen "icabet saati", esmâ-i hüsnâ arasında gizlenen "ism-i âzam", bütün ibadetler içerisinde gizlenen "rıza-i İlahi", zaman içerisine gizlenen "kıyametin kopma vakti" ve bütün bir hayat içerisine gizlenen "ölüm vakti" gibi, Kadir Gecesi'nin Ramazan ayının içerisinde gizlenmesi de, mü'minlerin gafletten uzaklaşıp uyanık bir gönülle bu ayın tamamını dolu dolu geçirmelerini sağlamak için olsa gerek… Büyüklerimiz zamanın ve insanın kadru kıymetini bilmenin formülünü asırlar öncesinden bize bildirmişler aslında: “Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bil.” Tüm Ramazan bu anlamda Kadir gecesi umudunu yeşertiyor, hele son on gece, insanın “Ah bir bulsam” ümidi ile çırpındığı, yanıp tutuştuğu bir zaman dilimine dönüşüyor... Bin Aydan Hayırlı Bir Gece Kadir Gecesine “bin aylık” bir derinlik yüklenmesi, insan tüm ömrünü kaybetse de, bir gecede, işin sırrını çözse kurtulabilir, manasını akla getiriyor. Hani, Uhud savaşında tepeden tırnağa silâhlanmış bir hâlde Allah Resulünün yanına gelip, önce şehadet kelimesi getirip sonra savaşa giren ve şehit olan bir sahabi için Rasulullah Efendimiz “Az çalıştı, çok 6 kazandı” (Buhârî, “Cihâd”, 13; Müslim, “İmâre”, 144) diyordu ya, tıpkı onun gibi… Bir gecede işin sırrını çözmek, sonsuz mutluluğun kapılarını açmak… Şunu da anlayabiliriz Kadir gecesi sırrından: Zaman durmadan deveran ediyor, dönüyor. Gündüzler geceleri takip ediyor. Geceler gündüzlerin arkasından süratle geçiyor. Ve zaman müstakim bir hat gibi gitmiyor. Kimi insan bin ay yaşayıp, bu koca ömrün içine Allah katında bir geceye değecek güzellik koyamayabiliyor. Zaman izafi yani… İşin sırrı, Kadir gecesinin de içinde yer aldığı İslam’ın zaman sırrını çözmede… Zamanın değeri, o zamanda meydana gelen olaylardan ve o zamanın yüklediği değerlerden kaynaklanmakta… Yüce Mevlâ, sanki verdiği ömür yolculuğu süresince insana elest bezmindeki kulluk sözünü hatırlatıyor. Bunun için yol haritaları gösteriyor, ömrün belirli duraklarına işaretler koyuyor… İslam’ın tüm ibadet disiplini, vakitlerle tanzim edilmiş. Namaz, oruç, hac, zekat… Günlük hayattan bütün bir ömre kadar uzanan idrak inşası… Hayatın tüm farklı safhaları içinde… Sürekli bir duruluş ve yoğruluş hali… Namaz; hayatın akışını Rabbin huzurunda durmak için bir an durduruyor, oruç; yeme, içme ve üreme gibi insanın olmazsa olmazlarına belirli vakitlerde sınır getiriyor, başkalarının farkında olma bilincini kazandırıyor. Hac; bedendeki bütün elbiselerinden soyunup, giydiği iki parçadan müteşekkil ihram ile insana sanki kefenleriyle, kabirlerinden kalkmış gibi Allah’ın huzurunda kıyam durdukları mahşeri 7 hatırlatıyor. Zekat ise insanın mal tutkusuna, sahip olunan her şeyin aslında Yüce bir Kudret’in tasarruf alanında olduğu bilincini yüklüyor… Kadir Gecesi’nin sırrı da, günün beş vaktinde insanın yüreğini Rabbinin huzurunda yoğuran namazdan farklı değil, oruçtan, hacdan veya zekattan da… Meleklerin Kutladığı Gece Leyle-i Kadir…Kadrü kıymet bilme, Rabbimizin bizlere sunduğu sayısız nimetlerin farkında olma zamanı… Sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği O kutlu gecede Rabbin izniyle melekler iniyor insanların dünyasına, gerçek mahiyetini ancak Mevlâ’nın bildiği, ve bize ancak bir “Emr-i ilahi” olarak bildirdiği “Ruh” iniyor ve tan yeri ağarıncaya kadar adeta bir “selam… huzur, esenlik, güvenlik, sulh, selamet, barış” yağmuru yağıyor yüreklere… Her yere… “Orucun şifa saçan ellerinde Müslümanın kalbi onarıla onarıla, Ramazan hilâli büyüdükçe nefsin hilâli küçüle küçüle, öyle bir geceye gelinir ki, nefs; başına, dünya kirlerini yıkayıp alıp götüren sıcak suların döküldüğü bir ölüye yaklaşır. Onu yıkayan meleklerin dünyamıza indiği gecedir Kadir gecesi. En ağır hastaların bile hafifledikleri, öteye geçen Mü''minlerin bir kuş hafifliğiyle geçtikleri, yoksul sofralarının gökten gelme bir bereketle birdenbire zenginleştiği bir gecedir Kadir Gecesi. Kadir gecesi bir değerlendiriş gecesi, bir karar gecesi ve bir hüküm gecesidir.” ( Sezai Karakoç, Samanyolunda Ziyafet, s.57.) 8 Gizli Hazineler Gecesi Kadir Gecesi nedir o halde? Ya da hangi halde içinde bin ayın hazinesini saklar? Bunun tek cevabı olabilir: Rabbiyle ahdini kopmayacak biçimde yenilediği bir gece haline getirdiğinde o geceyi… İnsanın dünya macerasının sırrı o: Allah’ı bilmek ve O’nunla alakamızı, O’nun dilediği çerçevede tanzim etmek… Kur’an işte o çerçeveyi bildiriyor bize… Onun için Kur’an’la Kadir Gecesinin sırrı bütünleşmiş… “Şehru ramazan’elezi ünzile fihi’l Kur’an…. İnna enzelnahü fi leyleti’l kadr” Ne denebilir: İnsan içebilirse bir gecede Kur’an’ı içmeli ve iliklerine kadar O’nun “selam” iksirini taşımalı… Kur’an’dan inşa edilmiş bir insan olmalı… Kur’an’ın indiği her gönül, Kur’an’ın rehberlik ettiği her hayat, Kadir gecesi kadar değerli… Şayet insan gerçek manada Rabbine kul, Resulüne ümmet olabiliyorsa, insanların hayır duasını alıp geride güzel işler bırakabiliyorsa, Allah katında Kadir gecesinden daha değerli… Bu itibarla, Kur’an’ın insanlık âlemine inmesinden öte, onun gönül dünyamıza inmesi ve davranışlarımıza yansıması önemli… Gecenin ihyası Değeri Kur'an'a dayanan gecenin ihyası, ancak Kur'an'a yönelmekle, onun eşsiz mesajını anlamak ve onun mana ikliminde yol almakla, imanın bir aşk, ölümün yeniden bir diriliş olarak kabul edilmesiyle, hayatın peygamber kılavuzluğuyla yaşanıp yaratılanın yaratandan ötürü sevilmesiyle mümkün… 9 Eller açılır bu gece, gözler dualarla yaşarır bu gece. Ve ilahî rahmet esintileriyle kalpler okşanır bu gece Bu gece kadrinin bilindiği gece.. Bu gece kadrini bilmen gereken gece.. Bu gece kendinden fazlası olduğun gece.. Bu gece varlığının göklere taştığı gece... Bu gece.... Erişilmeyen raflardan sofrana indirilenin paylaştırıldığı gece... Ellerin uzanamadığı yücelerden avuçlarına doldurulanların taksim edildiği gece... Sonsuzluk müjdesinin, ölümsüzlük tesellisinin yeryüzünün açık yaralarına merhem edildiği gece... Kadir gecesi…Tevbeyi kuşanma…Af deryasına dalma…Rahmet pınarında arınma... Diğer kutlu zamanlar gibi Yüce Rabbimizin insanlığa bir rahmet kapısı, bir umut pınarı olarak bahşettiği Kadir gecesi aynı zamanda, hayatımızın çok hızlı seyreden akışı içinde geçmişimizi değerlendirerek gafletle geçen günlerimizi sorgulama, günahlardan arınma, unutarak ve bilmeyerek işlediğimiz hatalara tövbe edip af ve bağışlanma dileme zamanı… Kadir gecesini ihya, başta büyük zorluk ve sıkıntılar yaşayan Müslüman kardeşlerimiz olmak üzere zaman ve mekân sınırlaması gözetmeksizin bütün kardeşlerimize yakın durmayı, onların dertleriyle dertlenmeyi, acılarına ortak olmayı, din ve dünya tasavvurumuzu altüst eden her tür marazi tutum ve düşünceye karşı bünyemizi yenilemeyi, hayırda yarışırken şerden mütemadiyen uzak durmayı gerektirmektedir. 10 Bir taraftan Kadir gecesinin manevi feyz ve bereketiyle gönüllerimiz Rabbani aşkla coşarken; diğer taraftan ilahi rahmet ve mağfiretiyle bizlere huzur ve sükun bahşeden Ramazan günlerinin hicranını yaşıyoruz. Teravihleri, sahurları, iftarları, vaaz ve mukabeleleri ile rahmani feyizlerin oluk oluk aktığı, mübarek günleri geride bırakmanın üzüntüsü içerisindeyiz. Ancak gaye, gidene üzülmek değil, gideni kendimizden memnun ve hoşnut olarak gönderebilmektir. Allah nasib ederse daha birçok Ramazanlara kavuşacağız. O halde mü’minler! Bu geceyi, Yüce Allah’a kendi iç dünyamızı açabileceğimiz, günahlarımızdan af ve mağfiret dileyeceğimiz, yapıp ettiklerimizin muhasebesini yapabileceğimiz bir lütf-i ilahî olarak değerlendirelim. Aynı şekilde Kadir gecesinin değer ve kıymetini gereken âdâb ve erkân içinde takdir ederken, bu gecenin, kendimizi yeniden inşa etme yolunda bir itiraf, yüzleşme ve hesaplaşma fırsatı sunduğunu da layıkıyla idrak edelim. Kadir gecesini idrak etmekten maksat, o gün yeryüzüne inen meleklere ve Cebrail aleyhisselâma eşlik edecek bir maneviyata uygun bir kulluğa sahip olmaktır. Bu kulluk da , her şeyden önce bu geceyi bir af ve mağfiret şölenine dönüştürmekle mümkündür. Bu kulluk başta Afrika kıtasında yaşayan kardeşlerimiz olmak üzere açların, yoksulların, mağdurların, mahrumların, topyekûn zayıf bırakılmışların haklarına dikkat kesilmekle mümkündür… Kadir Gecesi, tefekkürü, duayı, muhasebeyi, Allah için gözyaşı dökmeyi bol eylemenin gecesi.. Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) bu mübarek gece ile ilgili olarak, 11 هُ َما تََق دَ َ َوا ْحِت َساباً ُغِفَرل َن إي َماناً َم ِم ْن َذ َم ْن ْنِبِه،. َقاَم َرَم َضا “Kim faziletine inanarak ve sevabını umarak Kadir gecesini ibâdetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buharî, İman, 25,27,28; Müslim, Müsafirîn, 173-176) müjdesi ve bizlere öğrettiği َع ْفَو َفا ْع ْ ال تُ ِح بُ ٌ هم إ نَك َع ُف و َ الل ُف َع ِنى "Allah'ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet" (Tirmizi, “Deavat”, 84; İbn Mâce, “Dua”, 5) duası, bizler için günahlardan arınmaya bir vesile olsun.. Şairin dediği gibi: Yazdır Cümlenin içinde bir çok kelime, Kelimede ise nice hece var. Ne mutlu ki kadir kıymet bilene, Bin aydan hayırlı böyle gece var!.. Rabbim bu gecenin kadrini bilenlerden eylesin!...Kadriniz yüce kandiliniz mübarek olsun.. Şiir:
KADİR GECESİ Bu gece nazil oldu, Yüce Kitabımız Kur'an Bu gece zail oldu, Gönül ufkundan duman. Arza iner bu gece, Melâike binlerce, Bu gece nice nice, Af olur Hakk'ı anan. Mü'min, hüsni kelâm et, Gözden yaşı revan et, Zikrullah'a devam et, Af olur ayık olan. Tekbir okusun dilin, Nurlansın gönül evin, İşte bu gece bilin, Bin aya bedel olan.

İSLAMDA MUSKA

 





İSLAMDA MUSKA VE RUKYE (KURAN OKUYUP ÜFLEME CAİZDİR
MUSKA: bazı hastalıkları ,kötülükleri ve nazarı uzaklaştırmak için boyna asılan veya üstte taşınan üçgen şeklinde katlanmış yazılı kağıda denir. Muskaya HAMAİL de denir.
MUSKA KULLANMAK VE YAZMAK CAİZ MİDİR?
Diyanet tarafından muska kullanmanın caiz olup olmadığına ilişkin yapılan açıklama şu şekildedir:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU KORKUDAN NAZARDAN KORUNMAK BAZI HASTALIKLARDAN ŞİFA BILMAK İÇİN KURAN AYETLERİ OKUMAK CAİZDİR
HADİS: Korkudan, nazardan korunmak, bazı hastalıklardan şifa bulmak için dua etmek, Kur’an-ı Kerim’den âyetler okumak, caizdir (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’an, 9; İbn Mâce, Tıb 35-36).
RESULULLAH(SAV) BUYURDU SİZDEN BİRİNİZ UYKUDA KORKARSA ALLAHIN GAZABINDAN KULLARIN VE ŞEYTANIN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞINIRIM DESİN O TAKDİRDE HİÇBİR ŞEY ONA ZARAR VERMEZ
HADİS:Abdullah b. Ömer, Hz. Peygamberin (s.a.s.) “Sizden biriniz uykuda korkarsa ‘Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden, eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım.’ desin. O takdirde, hiçbir şey ona zarar vermez.”
buyurduğunu bildirmiş ve Abdullah b. Amr’ın da bu duayı temyiz çağına gelen çocuklarına öğretip temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp boyunlarına astığını rivayet etmiştir (Ebû Dâvûd, Tıb, 19).
Bazı fıkıh kaynaklarında, Kur'an-ı Kerim’den âyetler yazılıp muska yapılarak takılmasında sakınca görmeyen âlimler bulunduğu belirtilmektedir (el-Fetâva’l-Hindiyye, V, 435).
Bununla birlikte, muskadan medet umma, onu koruyucu olarak algılama, Allah’tan beklenilecek şeyleri muskadan bekleme gibi olumsuzluklara sebep olacaksa muska kullanılması caiz değildir.
MUSKANIN CAİZ OLMA ŞARTLARI
1- İçine ayetlerin hadislerin ve duaların yazılması
2- Gelecek faydanın muskadan değil Allahtan olduğuna inanılması
3- Muskayı yazanın sırf Allah rızası için yazması, her ne şekilde olursa olsun muskayı yazan kişi para paarlığı yapmamalıdır . ancak yaptıran hediye olarak el emeği olarak kendi arzusu ile verirse o başka hediye vermek ve almak sünnettir.
ALLAH(CC) BUYURDU AYETLERİMİZİ AZ BİR KARŞILIKLA SATMAYIN HAKKI BATILA KARIŞTIRMAYIN HAKKI GİZLEMEYİN
AYET: (Bakara, 41-42)"Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden korkun. Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilip dururken hakkı gizlemeyin."
ALLAH(CC) BUYURDU İNSANLARDAN KORKMAYIN BENDEN KORKUN AYETLERİMİZİ AZ BİR BEDEL KARŞILIĞINDA SATMAYIN
AYET: (5/Mâide, 44)"İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir."
Muska, bazı hastalık ve âfetlerden koruduğuna ya da bunları giderdiğine inanılarak üstte taşınan, suda eritilerek içilen veya yakılıp tütsülenen yazılı kâğıdı ifade eder.
Muskacılıkta muska yazan hocanın, muskaya malzeme teşkil eden yazı ve nesnelerin veya kendisi için muska hazırlanan kişinin etkinliği söz konusudur.
“Ocakçılık” diye bilinen yöntem birincisine,
muska için yazılan âyetler ve esmâ-i hüsnâ, muskanın yazıldığı kâğıt, mürekkep, mahfaza, tarih ve saati ikincisine,
hakkında muska yazılan kişiyle ilgili astrolojik veriler üçüncüsüne örnektir.
Muska değişik yöntemlerle hazırlanmakta olup ilki kâğıt vb. nesneler üzerine âyet ve dualarla ilâhî isimlerin, melek veya efsanevî kişi adlarının, tılsımlı sözlerin, İbrânîce, Süryânîce ve Keldânîce yazıların yazılması, insan veya hayvan figürleri ve yıldız işaretlerinin çizilmesi suretiyle hazırlanan muskalardır.
İkincisi yapılış amacına uygun düşen âyet, dua, isim vb.nde geçen harflerin ifade ettiği rakam değerlerinin (ebced hesabı) belli bir usulle karelere yerleştirilerek şekiller (vefk) oluşturulması biçimindedir.
Kadim kültürlerdeki inanca göre ebced harfleriyle sayılar arasında gizli bir ilişki bulunmaktadır ve her harf tanrıya veya semavî güçlerden birine tekabül etmektedir. Dolayısıyla harflere yüklenen sayı değerleri kullanılarak elde edilen ebced hesabı sırrî varlıklar dünyasıyla (meselâ cinler) ilişki kurmanın bir yolu olarak düşünülmüştür.
Ebcedde yer alan yirmi sekiz harfin ilk dokuzuna 1’den başlamak üzere tek hâneli, ondan sonra gelen onuna 10’arlı, daha sonra gelen onuna 100’erli değerler yüklenir, böylece son harfe 1000 değeri verilir. Meselâ insanları bir araya getirmek için “yâ câmi‘”,
vesvese ve evhama kapılanları iyileştirmek için “es-selâm”, işlerin açılması ve iyi gitmesi için “yâ fettâh”,
rızkın çoğalması için “yâ rezzâk” isminden;
insanları kötülüklerden korumak için Âyetü’l-kürsî, Muavvizeteyn gibi sûrelerle çeşitli şifa âyetlerinden,
bir şahsı celbetmek için onun ve annesinin adıyla bir araya getirilmesi istenen kişinin ve annesinin adlarından bir vefk oluşturulur.
Bu amaçla misk ve za‘ferandan yapılmış güzel kokulu mürekkep kullanılır.
Muskalar üçgen, dörtgen, kalp ve silindir biçiminde katlanarak en az üç kat olmak üzere muşambaya sarılıp dikildikten sonra boyuna veya koltuk altına asılır ya da belden yukarı ve ön tarafta elbisenin görünmeyen bir yerinde taşınır.
Bazı yörelerde üçgen şeklindekilere MUSKA, dikdörtgen ve silindir biçiminde olanlara “MUTLAK” denilir. Üçgen iki muskanın birbirine geçmesinden altıgen şeklinde muskalar elde edilir.
Üzerinde Âyetü’l-kürsî, Fâtiha, İsrâ ve Kalem sûreleriyle “karınca duası” yazılı olan muskalara “BOYLAMA”,
Allah’ın bin bir ismini kapsayan ve kötülüklerden korunmada mânevî bir zırh kabul edilene “CEVŞEN”, omuzdan bele doğru çapraz olarak asılana “HAMAYİL”
(hamâil, hamaylı), yazıları küçültülmüş dualardan oluşan kitapçık şeklindekine “EN AM” adı verilir. Muska karşılığında Kuzey Afrika’da “hırz”, Doğu Arabistan’da “hamâye, hâfız, ûze” gibi kelimeler kullanılır.
MUSKA NERELER İÇİN YAPILIR
1-)genellikle büyünün bozulması,
2-)iki kişi arasında muhabbet sağlanması,
3-)eşleri birbirine ısındırma ,
4-)kısmetin açılması;
5-)sebebi belirsiz korku, baş ve karın ağrısı, sara gibi hastalıkların tedavisi;
6-)zararlı hayvanlardan, eşkıya ve zorbalardan korunma,
7-)ziraat ve ticaretin hareketlendirilmesi gibi amaçlarla yapılır.
6- Küçük çocuklara muska yazmak caizdir. Nitekim hadisi şerifte
RESULULLAH (SAV) ZAMANINDA NUSKA ÇOCUKLARIN BOYNUNA ASILIRDI
HADİS ; Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı (Ebu Davııd, Nesâî, Tirmizî
KOCASININ KENDİSİNİ SEVMESİ VE EZİYET ETMEMESİ İÇİN KADINA MUSKA YAZMAK CAİZDİR
RESULULLAH (SAV) BUYURDU KARI KOCAYI BİRBİRİNE ISINDIRMAK İÇİN NUSKA YAZMAK CAİZDİR
HADİS-Kocasının sevmesi ve kendisine eziyet etmemesi için, bir kadına, Kuran-ı kerimden ve Selef-i salihinin bildirdikleri dualardan muska yazmak, karşılık olarak bir şey istememek şartıyla caizdir. (Fetava-yı hadisiyye)
NAYLONLA SARILMIŞ MUSKAYLA BANYOYA VE TUVALETE GİRİLEBİLİR
RESULULLAH (SAV) BUYURDU AYETİ KERİME VE DUA YAZILI MUŞAMBA NAYLON GİBİ SU GEÇİRMEZ BİR ŞEYE SARILI OLARAK CÜNÜPTE TAŞIR TUVALATE VE BANYOYADA GİRİLİR
HADİS: -Âyet-i kerime ve dua yazılı muskayı muşamba, naylon gibi su geçirmez şeylere sarılı olarak cünübün bile taşıması ve helâya girmesi caizdir. (Halebi, Dürr-ül-muhtar)
RESULULLAH (SAV) BUYURDU HASTANIN ŞİFA İÇİN KURAN OKUMASI VEYA KAĞIDA YAZIP MUSKA OLARAK TAŞIMASI YAHUT OKUNMUŞ SU İÇİLMESİ SUYU AĞRIYAN YERE SÜRMESİ CAİZDİR
HADİS:- Hastanın ve hayvan sokanın, şifa için Kuran-ı kerim okuması veya kâğıda yazıp muska olarak taşıması yahut tas içinde ıslatıp bu suyu içmesi, bu suyla ağrıyan yeri yıkaması caizdir. Meşru olan meşhur dualarla muska yapmak ve üzerinde taşımak caizdir. (Hindiyye)
MUSKA YAZMAK VE TAŞIMAK SUYA VE KİŞİYE OKUYUP ÜFLEMEK CAİZDİR
RESULULLAH (SAV) A BİR KÖYLÜ GELDİ CİN ÇARPMASINDAN AĞIR HASTA İDİ RESULULLAH AYATİ HIRZ DENİLEN AYETLERİ OKUYUP HASTAYA ÜFLEDİ HASTA HEMEN İYİ OLUP KALKTI
HADİS: Eshab-ı kiramdan Übeyyübni Ka’b radıyallahü anh diyor ki:
Resulullahın yanında oturuyordum. Bir köylü geldi. Kardeşinin ağır hasta olduğunu söyledi. (Hastalığı nedir?) diye sorulunca, cin çarpması dedi. Resulullah, (Kardeşini buraya getir) buyurdu. Kardeşi gelip oturdu. Resulullah [âyât-ı hırz olarak bilinen] âyetleri okuyup hastaya üfledi. Hemen iyi olup, kalktı. (Beyheki, Hakim)
RESULULLAH (SAV) OKUDUĞU VE TAVSİYE ETTİĞİ HIRZ AYETLERİ
HIRZ CİN VE ŞEYTANIN ŞERRİNDEN KORUNMAK HASTALIK VE MUSİBET GİBİ RAHATSIZLIKLARDAN KURTULMAK DEMEKTİR BU AYETLEREDE HIRZ AYETLERİ DENİR HIRZ AYETLERİ ŞUNLARDIR
Hırz ayetleri Kur'an-ı Kerim'deki sırasıyla şunlardır:
- Fâtiha suresi,
- Bakara suresi: 1-5; 163,164; 255-257 ve 285, 286. ayetler,
- Âl-i İmrân suresi: 18,19. âyetten sadece: "İnneddîne indellâh-il-islâm" kısmı, 26, 27, 154. ayetler,
- En'âm suresi: 17. ayet,
- A'râf suresi: 54-56. ayetler,
- Tevbe suresi: 51,128 ve 129. ayetler,
- Yunûs suresi: 107. ayet,
- Hûd suresi: 56. ayet,
- İbrahim suresi: 12. ayet,
- İsrâ suresi: 43, 110 ve 111. ayetler,
- Mü'minûn suresi: 116-118. ayetler,
- Ankebût suresi: 60. ayet,
- Rûm suresi: 17 ve 18. ayetler,
- Fâtır suresi: 2. ayet,
- Yasin suresi: 83. ayet,
- Saffât suresi: 1-11 (ilk on bir ayet), 180-182. ayetler,
- Feth suresi: 27-29. ayetler,
- Rahmân suresi: 33-36. ayetler,
- Hadîd suresi: 1-5 (ilk beş) ayetler,
- Haşr suresi: 21-24. ayetler,
- Cin suresi: 1-6 (ilk altı) ayetler,
- Burûc suresi: 20-22. ayetler,
- İhlâs suresi,
- Felak ve Nâs sûreleri.
Bu ayetler cin ve şeytan şerrinden kurtulmak için ve sara hastalığına ve sihre, büyüye karşı korunmak için yedi gün okunur ve bu âyetleri kişi üzerinde taşıyabilir.

PEYGAMBERİMİZ NUSKA YAPILMASINA İZİN VERMİŞTİR
RESULULLAH (SAV) HZ ENES ANLATIYOR ZEHİRE KARŞI GÖZ DEĞMESİNE KARŞI NEMLE KURDUNA KARŞI RUKYE YAPMAMIZA MÜSAADE ETTİ
HADİS: 3993 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye yapmamıza ruhsat tanıdı."
Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Davud, Tıbb 18, (3889); Tirmizi, Tıbb 15, (2057).
RESULULLAH (SAV) BUYURDU RUKYE GÖZ DEĞMESİNE VEYA ZEHİRE VEYA KESİLMEYEN KANA KARŞI YAPILIR
HADİS3994 - Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Rukye göz değmesine veya zehire veya kesilmeyen kana karşı yapılır" denmiştir.
Ebu Davud, 18, (3889).
RESULULLAH (SAV) BUYURDU RUKYE NAZARA KARŞI VEYA ZEHİRE SOKMAYA KARŞI VARDIR
HADİS3995 - Yine Ebu Davud'un Sehl İbnu Huneyf'ten yaptığı bir diğer rivayetinde: "Rukye nefse (insana değen gözden), veya zehire veya sokmaya karşı vardır."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3888).
PEYGAMBERİMİZİN AĞRISI OLANLARIN OKUYACAĞI DUAYI ÖĞRETMESİ
RESULULLAH (SAV) BUYURDU RESULULLAH HUMMAYA VE BÜTÜN AĞRILARA KARŞI ULU ALLAHIN ADIYLA KANLA KABARAN HER BİR DAMARDAN VE ATEŞ HARARETİNİN ŞERRİNDEN BÜYÜK ALLAHA SIĞINIRIM
HADİS3996 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hummâ'ya ve bütün ağrılara karşı şu duayı okumamızı öğretmişti: "Bismillahi'l-Kebiri eûzü billâhi'l-Azimi min külli ırkın na'arın ve min şerri harri'n nâr." "Ulu Allah'ın adıyla, kanla kabaran her bir damardan ve ateş harâretinin şerrinden büyük Allah'a sığınırım."
Tirmizi, Tıbb 26, (2076).
PEYGAMBERMİZİN HASTAYA OKUDUĞU DUA
RESULULLAH (SAV) KENDİNE HASTA GELDİĞİ ZAMAN EY İNSANLARIN RABBİ ACIYI GİDER ŞİFA VER SEN ŞAFİSİN SENİN ŞİFANDAN BAŞKA ŞİFA YOKTUR SENDEN HİÇBİR HASTALIĞI HARİÇ TUTMAYAN ŞİFA İSTİYORUM DİYE DUA EDERDİ
HADİS3997 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu: "Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz."
Tirmizi, Da'avat 122, (3560). Rivayet Buhari'de Hz. Aişe'den gelmiştir. Marda 20, Tıbb 39.
RESULULLAH (SAV) SABİT İBNÜ KAYS HASTALANINCA BANA ŞU DUAYI OKUDU EY İNSANLARIN RABBİ SABİTİTEN ACIYI KALDIR DEDİ SONRA TOPRAK ALARAK BARDAĞA KOYDU ÜZERİNE SU KOYUP NEFES ETTİ SONRA SU İLE KARIŞAN TOPRAĞI ÜZERİME SERPTİ
HADİS3998 - Sabit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: "Ey insanların Rabbi! Sabit İbni Kays İbni Şemmas'tan acıyı kaldır." Sonra (Medine'nin) Buthan (nam vadi)den toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3885).
RESULULLAH (SAV) CİNLERDEN VE NAZARDAN KORUNMAK İÇİN MUAVEZETAYN SURELERİNİ OKURDU
HADİS3999 - Ebu Sâ'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor. "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm cinlerden ve insanın göz (değmes)inden (çeşitli dualar okuyarak) Allah'a sığınırdı. Muavvizeteyn (Nas ve Felak sureleri) nazil olunca bu iki sureyi esas aldı, diğerlerini terketti."
Tirmizi, Tıbb 16, (2059); İbnu Mace, Tıbb 33, (3511).
CEBRAİLİN PEYGAMBERMİZİN HASTALIĞINDA ONA OKUDUĞU DUA
RESULULLAH (SAV) HASTA İKEN CEBRAİL(AS) GELDİ VE SENİ ALLAHIN ADIYLA SANA EZA VEREN BÜTÜN HASTALIKLARA KARŞI BÜTÜN KÖTÜ NEFİS VE HASETCİ GÖZLERE KARŞI SANA OKUYORUM
HADİS4000 - Yine Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Cibril aleyhisselam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına geldi ve: "Ey Muhammed, hasta mısın? diye sordu. "Evet!" cevabını alınca, Cibril aleyhisselam şu duayı okudu: "Bismillahi erkîke, min külli dâin yü'zîke ve min şerri külli nefsin ev aynin hâdisin. Allahu yeşfike, bismillahi erkîke. (Seni Allah'ın adıyla, sana eza veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedci gözlere karşı sana okuyorum. Allah sana şifa versin, ben Allah'ın adıyla sana dua ediyorum)."
Müslim, Selam 40, (2186); Tirmizi, Cenaiz 4, (972)
PEYGAMBERİMİZİN TAVSİYE ETTİĞİ BAŞKA DUA.
RESULULLAH (SAV) BUYURDU SİZDEN KİM HASTALANIRSA ŞU DUAYI OKUSUN EY HUZURU SENAVATİ DOLDURAN RABBİM SENİN İSMİN MUKADDESTİR SENİN EMRİN ARZ VE SEMADADIR TIPKI RAHMETİN SEMADA OLDUĞU GİBİ ARZADA RAHMETİNDEN GÖNDER VE BİZZİM GÜNAHLARIMIZI VE HATALARIMIZ AFFET SEN BÜTÜN İYİ KİMSELERİN RABBİSİN BU AĞRIYI RAHMETİNDEN BİR RAHMET ŞİFANDAN BİR ŞİFA İNDİR İYİLEŞTİR
HADİS4001 - Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ın anlattığına göre, kendisine bir adam gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını söyledi. O da adama: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan şöyle söylediğini işittim" dedi: "Sizden kim hastalanırsa şu duayı okusun: "Rabbunâ'llahu'llezi fi's-semâî tekaddese ismüke, emrüke fi's-semâî ve'l-ardı kema rahmetike fi's-semâî fec'al rahmeteke fi'l-ardı. Vegfir lenâ hûbenâ ve hatâyânâ. Ente Rabbu't-tayyıbîn. Enzil rahmeten min rahmetike ve şifâen min şifâike ala hâza'l vec'i fe yebreu. (Ey huzuru semavatı dolduran Rabbim! Senin ismin mukaddestir. Senin emrin arz ve semadadır, tıpkı Rahmetin semada olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim günahlarımızı ve hatalarımızı affet. Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir, iyileşsin."
(Ebu'd-Derda radıyallahu anh, adama) bu duayı okumasını emretti. O da okudu ve iyileşti."
Ebu Davud, Tıbb 19, (3892).
RESULULLAH (SAV) HASTA SAHABİYE ELİNİ ARIYAN YERİNE KOY VE ŞU DUAYI OKU DEDİ 3 KERE Üç kere: "Bismillah" tan sonra yedi kere,( "Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru )BESMELEDEN SONRA YEDİ KERE BEDENİMDE ÇEKMEKTE OLDUĞUM ŞU HASTALIĞIN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞINIRIM DİYECEKSİN
HADİS: 4002 - Osman İbnu Ebi'l-As radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum bir ağrımı söyledim. Bana: "Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku!" buyurdu. Dua şu idi: Üç kere: "Bismillah" tan sonra yedi kere, "Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru." "Bedenimde çekmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum" diyecektim.
Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâla hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım."
Müslim, Selam 67-(2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Davud, Tıbb 19, (389); Tirmizi, Tıbb 29, (2081)
MUSKA YAZMAK YAZDRMAK ÜZERİNDE TAŞIMAK CAİZDİR HARAM OLAN BUNUN TİCARETİNİ YAPMAKTIR PAZARLIK OLMADAN EL EMEĞİ KARŞILIĞINDA HEDİYE VERMEK CAİZDİR
Sonuç olarak Muska yazmak, yazdırmak, taşımak caizdir. Haram olan bunun ticaretini yapmaktır. Muska yazan asla para muhabbeti yapmaz ancak nuskayı yazdıran gönlünden geçtiği kadar el emeği ve hediye olarak vermesinde sakınca yoktur. Çünkü hediye alıp vermek sünnettir.
Abdullah b. Amr b. el-As (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendilerine korkuya karşı şu sözleri öğretirdi:
RESULULLAH (SAV) BUYURDU BELANIN İNMESİNDEN ÖNCEDE SONRADA MUSKANIN TAKILMASINDA MAHZUR YOKTUR
“HADİS: Belanın inmesinden önce de sonra da Kur’an’dan olan muskanın takılmasında bir mahzur yoktur.”
(Deylemi, el-Firdevs, V, 202, Hadis no: 7950
Atâ’ın, boynuna muska veya Kur’an takılı olan adetli hanım için şunu söylediği rivayet edilmiştir:
RESULULLAH (SAV) BUYURDU EĞER NUSKADA AYET VE DUA VARSA ONU ASABİLİRSİN
HADİS:“Eğer muska Allah’ın kitabından veya Rasûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) gelen bir şeyden ise, gücün yettiği kadar onu as ve onunla şifa dile” dedi.
Bunun üzerine ben de dedim ki: “Şu duayı dördüncü günde geri dönen sıtma hastalığına karşı yazayım mı?”
O da: “Evet” dedi.
DUA ŞUDUR
“Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla Muhammed de Allah’ın peygamberidir.
Ey Cebrâîl’in, Mikail’in ve İsrafil’in Rabbi, Sen bu yazının sahibine kendi çârenle, kuvvetinle, azametinle şifa ver. Sen hak olan ilahsın. Âmin.”
(İbnu’l-Kayyim, “Zadu’l-Mead”, II, 166)
RESULULLAH (SAV) BUYURDU SAHABE NUSKAYI TAVSİYE EDERDİ
HADİS: İbnu’l-Kayyim diyor ki: “Ahmed b. Hanbel, Aişe’den (radıyallahu anha) ve başkalarından muska hakkında kolaylık tanıdıklarını söylemiştir.
AHMET BİN HANBEL MUSKA TAKMAKTA MAHZUR YOK DEMİŞTİR
HADİS: Ahmed b. Hanbel’e, bela geldikten sonra muska takılması sorulmuş: “Umarım ki bunda bir mahzur olmasın” demiştir.
SAHABEDEN ABDULLAH BİN AHMETİN BABASI KORKMUŞ VE SITMAYA YAKALANMIŞ OLANLARA MUSKA YAZARDI
HADİS: Hallâl demiştir ki: Abdullah b. Ahmed bize anlatarak dedi ki: “Ben babamın korkmuş ve sıtmaya yakalanmış kimse için muska yazdığını gördüm.”
SAHABEDEN EBU ABDULLAH NUSKA YAZIP ARKADAŞINA GÖNDERMİŞTİR
HADİS: Mervezi diyor ki: “Ebû Abdullah’a, benim sıtmaya yakalandığım haberi ulaşmış. O da benim için sıtmaya karşı Muhammed b. Bakır’ın yukarıda izin verdiği duayı bir kâğıt parçasına yazıp gönderdi.” (İbnu’l-Kayyim, “Zadu’l-Mead”, II, 166)
RESULULLAH (SAV) BUYURDU EY TÜM İNSANLARIN RABBİ BU SIKINTIYI GİDER SENİN ŞİFANDAN BAŞKA ŞİFA YOKTUR DİYE DUA ETMEN SANA YETER
HADİS: "Ey tüm insanların Rabb'i (olan Allah'ım. Benden) bu sıkıntıyı gider, (yegâne) şifa verici sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. (Bana) hiç hastalık bırakmayacak bir şifa ver" diyerek dua etmen sana yeter.
(Buhari, Merzâ, 20, 38, 40; Muslim, Selâm 46-49; Ebu Davud, Tıb, Bab 17, Hadis no : 3883; Tirmizî, Da'avât 111; İbn Mâce, Cenâiz 46, tıb 19, 36, 39; Ahmed b. Hanbel, IV, 259, VI, 44, 45, 50, 108, 109, 114, 120, 125, 126, 127, 131, 208, 261, 278, 280)
İbn Hacer el-Askalanî, alimlerin şu üç şartın bulunmasıyla rukyenin caiz olacağı üzerinde görüş birliği içerisinde olduklarını bildirmektedir:
ŞU 3 ŞART OLURSA RUKYE CAİZDİR
a) Allah Teala'nın kelamıyla (âyetlerle), isimleri veya sıfatlarıyla olması;
b) Arap diliyle veya başka bir dille, anlaşılır olacak şekilde yapılması;
c) Yapılan rukyenin bizzat faydasının dokunduğuna değil, umulan faydanın Allah Teâlâ tarafından gönderildiğine inanılması (Fethul-Barî, X, 206).
.Hz. Aişe (r.anh)'dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir:
RESULULLAH (SAV) YATAĞA DÜŞTÜĞÜ ZAMAN İHLAS FELAK VE NAS SURELERİNİ OKUYARAK AVUCUNA ÜFLEDİ VE SONRA ELLERİYLE YÜZÜNÜ VE VUCUDUNUN ELİNİN YETİŞTİĞİ HER TARAFINI MESHETTİ
HADİS:"Rasûlüllah (s.a.s) son hastalığında muavvizeteyni okuyup kendisine üflüyordu. Hastalığı ağırlaştığı zaman onları okuyarak üzerine üflüyor ve onların bereketi için elini meshediyordum." (Buharî, Tıb, 32; Müslim, Selâm, 51-52)
Yine Hz. Aişe (r.anh) Rasûlüllah (s.a.s)'ın hastalığından bahsederken şunları söylemektedir:
RESULULLAH (SAV) YATAĞA DÜŞTÜĞÜ ZAMAN İHLAS FELAK VE NAS SURELERİNİ OKUYARAK AVUCUNA ÜFLEDİ VE SONRA ELLERİYLE YÜZÜNÜ VE VUCUDUNUN ELİNİN YETİŞTİĞİ HER TARAFINI MESHETTİ
HADİS: "Rasûlüllah (s.a.s) yatağa düştüğü zaman, İhlas süresi ve Mu'avvizeteyn'in tamamını okuyarak avucuna üfledi ve sonra elleriyle yüzünü ve vücudunun elinin yetiştiği her tarafını meshetti." (Buharî, Tıb, 39).
RESULULLAH (SAV) BUYURDU ALLAHIM HASTALIĞI GİDER ŞİFA VER ŞİFA VEREN SENSİN
HADİS. Rasûlüllah (s.a.s)'ın hastalanan bazı kimselere, Mu'avvizeteyn okuyup, onları sağ eliyle meshettiği ve peşinden de şöyle söylediği rivâyet edilmektedir:
"Ey insanların Rabbi olan Allah'ım hastalığı gider; buna şifa ver. Şifa veren yalnız sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hastalık bırakmayan şifa ver." (Buhari, Tıb, 37).

RESULULLAH (SAV) BUYURDU SİZDEN HER KİM KARDEŞİNE FAYDA VERMEYE GÜÇ GETİRİRSE ONA FAYDALI OLSUN
HADİS: Ya Rasûlüllah! Biz bir tür rukye yapardık ve onunla akrep sokmalarına karşı korunurduk.
" Rasûlüllah; "Ona dönün onda bir kötülük görmüyorum. Sizden her kim kardeşine fayda vermeye güç yetirirse ona faydalı olsun." (Müslim, Selam, 63)