pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 İSLAMDAN SEÇMELER : İSLAM DİNİ SEHİV SECE TİLAVET SECDESİ

İSLAM DİNİ SEHİV SECE TİLAVET SECDESİ

 




İÇİNDEKİLER
SEHİV SECDE
TİLAVET SECDESİ
Sözlükte “namazın rükünlerinden biri” anlamındaki secde kelimesiyle “yanılma, unutma, dalgınlık” gibi mânalara gelen sehv kelimesinden oluşan sehiv secdesi (secdetü’s-sehv) terim olarak namazdaki belirli eksiklik, fazlalık veya yanlışlıkları telâfi etmek amacıyla yapılan iki secdeyi ifade eder. Hadislerde ve fıkıh eserlerinin namaz bölümlerinde “sücûdü’s-sehv” veya “secdetâ es-sehv” şekillerinde de geçer. Namazın gereklerini yerine getirme konusunda kişinin âzami dikkat ve titizliği göstermesi esas olmakla birlikte Hz. Peygamber, beşer olmanın tabii bir sonucu olarak namaz esnasında meydana gelen bazı eksiklik ve yanlışlıkların sehiv secdesi yapılarak telâfi edilebileceğini bildirmiş (Müslim, “Mesâcid”, 94), bu hususta ashabına örnek uygulamalar göstermiştir. Namazdaki bazı fiillerin hükmünü belirten terimler konusunda özellikle Hanefîler’le diğer üç mezhep arasında farklılık olması yanında bu fiillerle ve sehiv secdesiyle ilgili delillerin değerlendirilmesinde görüş ayrılıkları bulunduğundan mezheplerin sehiv secdesini ele alışlarında farklılıklar vardır.
Sehiv Secdesini Gerektiren Durumlar. Bunları mezheplere göre şöylece özetlemek mümkündür: Hanefî Mezhebi. 1. Rükünlerden birini tekrar etmek; birden fazla rükû, ikiden fazla secde yapmak gibi. 2. Rükünlerden birini öne almak veya geciktirmek. Meselâ rükûda iken kıraat rüknü eda edilmeden rükûa gidildiği hatırlanırsa kıyama dönülüp kıraat tamamlandıktan sonra tekrar rükûa gidilir ve bu durumda sehiv secdesi yapılır. Ayrıca bir rükün eda edecek kadar bir süre tereddüt gösterme veya düşünme sebebiyle ara verme, yani sonraki rüknü bu kadar geciktirme sehiv secdesini gerektirir. 3. Kılınan rek‘at sayısında tereddüt yaşamak. Zaman zaman bu durumla karşılaşan kimse ağır basan kanaatine (zann-ı gālib) göre, böyle bir kanaat oluşmamışsa kesin olarak kıldığını bildiği en az miktarı esas alıp namazın geri kalan kısmını tamamlar ve her iki durumda da sehiv secdesi yapar. Böyle bir durumla ilk defa veya çok nâdir karşılaşan kimse ise namazını yeniden kılar. Mâlikî ve Şâfiî mezhepleriyle Hanbelî mezhebinde bir görüşe göre konuyla ilgili hadis gereğince (Buhârî, “Ṣalât”, 31; Müslim, “Mesâcid”, 89) -ilk defa meydana gelip gelmemesi ayırımı yapılmaksızın- kesin biçimde hatırladığı kısmı esas alıp eksik kısmı tamamlar ve ardından sehiv secdesi yapar. Konuyla ilgili başka rivayetlere dayanan (Zeylaî, II, 173) Hanefîler ise belirtilen durumları ayırt eder. Hanbelî mezhebinde diğer bir görüşe göre imam olarak namaz kıldıran kimse zann-ı gālibini esas alırken münferid namaz kılan kimse kesin bilgiye göre hareket etmek zorundadır. 4. Selâm vermesi gerekirken yanılarak ayağa kalkmak. Bu durumu farkeden kişi henüz secdeye varmamışsa hemen oturur ve selâm verdikten sonra sehiv secdesi yapar; eğer secdeye varmışsa o rek‘atın ardından bir rek‘at daha kıldıktan sonra sehiv secdesi yapar. Böyle bir durum cemaatle namazda meydana gelirse cemaat imama uymaz ve ayağa kalkmaz. İmam secdeye varmadan oturursa cemaatle birlikte selâm verip sehiv secdesi yapar; secdeye varırsa cemaat imamı beklemeden selâm verir, imam ise bir rek‘at daha kılar. 5. Vâcibi terketmek. Meselâ Fâtiha veya Fâtiha’dan sonra Kur’an’dan bir miktar okuma (zamm-ı sûre) vecîbesini yerine getirmemek, birinci ve ikinci oturuşlarda Tahiyyat duasını okumamak, rükû ve secdeyi ta‘dîl-i erkâna riayet etmeden yapmak sehiv secdesini gerektirir. Ebû Yûsuf’a göre ta‘dîl-i erkân farz olduğu için terkedilmesi halinde namaz fâsid olur. Mâlikî Mezhebi. 1. Namazın müekked sünnetlerinden birini veya müekked olmayan sünnetlerden en az ikisini terketmek. Müekked sünnetler Fâtiha’dan sonra en az bir âyet okumak, açık okunması gereken yerde açıktan, gizli okunması gereken yerde gizli okumak, rükû ve secdeye eğilip kalkarken alınan tekbirleri (intikal tekbirleri) söylemek, rükûdan kalkarken “semiallahü li-men hamideh” demek, birinci ve ikinci oturuşlarda Tahiyyat duasını okumak ve her iki teşehhüd için oturmaktır. 2. Namazın mahiyetine dahil olsun olmasın namazı bozmayacak kadar az bir fiil ilâve etmek. Meselâ rükû ve secde gibi bir rüknü fazladan yapmak, rek‘at sayısına ilâvede bulunmak, çok az bir şey yemek, çok az konuşmak gibi durumlarda sehiv secdesi yapmak gerekir. 3. Kaç rek‘at kıldığında tereddüt etmek (yk.bk.). Şâfiî Mezhebi. 1. Namazın “eb‘âz” diye isimlendirilen müekked sünnetlerinden birini terketmek. Bunlar ilk oturuş, ilk oturuştaki Tahiyyat duasını tam okumak, kunut yapmak, kunut için ayakta durmak, kunutun sonunda Hz. Peygamber’e ve ailesine, teşehhüdden sonra Hz. Peygamber’e salavat getirmektir. 2. Kaç rek‘at kıldığında tereddüt etmek (yk.bk.). 3. Kasten yapıldığında namazı bozan şeyi yanılarak yapmak; kısa rükünleri çok uzatmak, çok az konuşmak, çok az bir şey yemek, bir rek‘at fazla kılmak gibi. 4. Sözlü bir rüknün yerini değiştirmek; Fâtiha’nın tamamını veya bir kısmını teşehhüd oturuşunda tekrar etmek, Fâtiha’dan sonra Kur’an’dan bir miktar okuma vecîbesini kıyam dışında bir rükünde yerine getirmek gibi. 5. Kunut, teşehhüd gibi muayyen eb‘âz sünnetlerinden birini yapıp yapmadığında tereddüt etmek. Hanbelî Mezhebi. 1. Namazda belirli hususların eksik kalması. 2. Namazda belirli fazlalıkların bulunması. 3. Namazın gereği olan bazı fiillerin yapılıp yapılmadığında tereddüde düşülmesi. Hanbelî mezhebinin bu hususlardaki yaklaşımı Şâfiî mezhebine oldukça yakındır.
Sehiv Secdesinin Hükmü. Belirtilen sebepler bulunduğunda sehiv secdesi yapmak Hanefî mezhebine göre vâcip, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre sünnettir; ancak bazı Mâlikîler namazda eksiklik hallerinde sehiv secdesi yapmanın vâcip olduğu kanaatindedir. Hanbelî mezhebinde sehiv secdesinin vâcip olduğu görüşü tercih edilmekle birlikte sünnet ve bazı durumlarda mubah olduğuna dair görüşler de bulunmaktadır. Hanefî mezhebinde, cuma ve bayram namazlarında cemaatin çok kalabalık olması ve sehiv secdesi yapmanın karışıklığa meydan verme ihtimalinin bulunması durumunda bu secdenin terkedilmesi câiz hatta evlâ görülmüştür. Bir namazda sehiv secdesini gerektiren durumlar birden fazla olursa hepsi için bir defa sehiv secdesi yapmak yeterlidir.
Sehiv Secdesinin Namazdaki Yeri ve Şekli. Sehiv secdesi Hanefî mezhebine göre selâmdan sonra, Şâfiî mezhebine göre selâmdan önce, Mâlikîler’de namazdaki bir eksiklik sebebiyle ise selâmdan önce, fazlalık sebebiyle ise selâmdan sonra, hem eksiklik hem fazlalık sebebiyle ise selâmdan önce yapılır; Hanbelîler’e göre selâmdan önce veya sonra yapılabilir. Hanefîler’e göre sehiv secdesinin yapılışı şöyledir: Namazın sonundaki oturuşta Tahiyyat ve Salli-Bârik duaları okunduktan sonra iki tarafa selâm verilir, sonra arka arkaya bilinen şekliyle iki defa secde yapılır, oturulup Tahiyyat duası okunur, ardından iki tarafa selâm verilerek namazdan çıkılır. Sağ tarafa selâm verildikten sonra hemen sehiv secdesi yapılması ve Salli-Bârik dualarının sehiv secdesinden sonraki oturuşta okunması yönünde de görüşler vardır; bu ikinci uygulama özellikle cemaatle kılınan namazda imam için daha uygun bulunmuştur. Cemaatle namazda imam sehiv secdesini gerektiren bir yanlışlık yaparsa onunla birlikte cemaat de bu secdeleri yapar; imama uyanın yaptığı yanlışlıklardan dolayı sehiv secdesi gerekmez. Birinci rek‘attan sonra imama uyan kimse (mesbûk) hangi rek‘ata yetişmiş olursa olsun imamla birlikte sehiv secdesini yapar; imamın sehiv secdesini gerektirecek yanlışı yaptığı sırada mesbûkun ona uymuş olup olmaması önemli değildir. Eğer kaçırdığı rek‘atları tek başına kılarken sehiv secdesini gerektiren bir yanlışlık yaparsa mesbûkun ayrıca bu secdeleri yerine getirmesi gerekir. Son dönemde sehiv secdesi hakkında yapılan çalışmalardan bazıları şunlardır: M. Sâlih el-Useymîn (bk. bibl.); Âdil Reşâd Guneym, Delîlü’l-muṣallî fî muʿâleceti aḫṭâʾi’s-sehv fi’ṣ-ṣalât (baskı yeri yok, 1406/1986); Abdullah b. Muhammed b. Ahmed et-Tayyâr, Sücûdü’s-sehv fî ḍavʾi’l-Kitâb ve’s-Sünneti’l-muṭahhara (Riyad 1416/1996); İbrâhim Abdülazîz Bedevî, Sebebü sücûdi’s-sehv ve maḥallühû fi’ṣ-ṣalât (Kahire 1998).
Hz. Peygamber’in sözlü ve fiilî sünnetiyle sabittir. Resûlullah, “Âdemoğlu secde âyetini okuyup secde edince şeytan ağlar ve, ‘Yazıklar olsun bana! Âdemoğlu secdeyle emrolundu da hemen secde etti, cennet onundur; ben secdeyle emrolundum, ama secde etmekten kaçındım, bana da cehennem vardır’ diyerek oradan uzaklaşır” meâlindeki hadisiyle konunun önemine dikkat çekmiş (Müslim, “Îmân”, 133; İbn Mâce, “İḳāmetü’ṣ-ṣalât”, 70), secde âyetlerini okuyunca secde etmiş, onunla birlikte ashabı da secdeye varmıştır (Buhârî, “Sücûdü’l-Ḳurʾân”, 8, 9; Müslim, “Mesâcid”, 103, 104).
Secde Âyetleri. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’a secde etmeyi teşvik eden, secde edenleri öven ve secde etmeyenleri kınayan birçok âyet bulunmaktadır. Resûl-i Ekrem’in bunlardan bir kısmının okunması üzerine secde ettiğine ve secde edilmesini buyurduğuna dair rivayetler nakledilmiş, bunların secdeyle ilgili âyetlerin asılları ve önde gelenleri (azâimü’s-sücûd) olduğu söylenmiş, bu sebeple “secde âyetleri” sözü belli sayıdaki âyetleri ifade eden bir tabir haline gelmiştir. Bu âyetlerin ortak özelliği doğrudan emir sîgasıyla veya secde etmeyenleri kınama yoluyla secdenin emredilmiş olması yahut yerlerde ve göklerde bütün varlıkların, müminlerin, meleklerin veya peygamberlerin Allah’a secde ettiğinin haber verilmesidir. Secde âyetlerinin muhtevası da göz önüne alındığında bu âyetleri okuyan veya dinleyen kimsenin secde etmesinin, hem emre uyma hem de secde etmekten kaçınanlara muhalefet etme anlamına geldiği anlaşılır. Kur’an’daki secde âyetlerinin sayısı hakkında erken dönemde farklı görüşler ileri sürülmüşse de rivayetlerin derlenmesinden sonra İslâm âlimleri arasında hâkim görüş bunların on bir-on beş arasında olduğudur (Aynî, VII, 139). Üzerinde geniş mutabakat bulunan en uzun listeye göre on beş secde âyeti şunlardır: el-A‘râf 7/206, er-Ra‘d 13/15, en-Nahl 16/49, el-İsrâ 17/107, Meryem 19/58, el-Hac 22/18 ve 77, el-Furkān 25/60, en-Neml 27/25, es-Secde 32/15, Sâd 38/24, Fussılet 41/37, en-Necm 53/62, el-İnşikāk 84/21, el-Alak 96/19. Bu listeye Hicr 15/98. veya Furkān 25/64. âyetleri ekleyenler de bulunmakla birlikte bu görüş genel kabul görmemiştir. Hanefîler, Şâfiîler, Hanbelîler, Süfyân es-Sevrî, İbn Hazm ve Zeydîler’e göre secde âyetlerinin sayısı on dört, Mâlikîler’de bir rivayete ve Ca‘ferîler’e göre on beş, Mâlikîler’de tercih edilen kavle göre on birdir. Hanefîler, Sevrî ve İbn Hazm biri hariç (el-Hac 22/77) diğerlerini kabul ederken Şâfiîler ve Hanbelîler Sâd sûresinin 24. âyetinin şükür secdesiyle ilgili olduğu görüşündedir. Mâlikîler’de sayıyı on bir kabul edenlere göre secde âyetleri Hanefîler’le aynı olup sadece listedeki son üç âyet secde âyeti değildir. Sonuç olarak Hac sûresinin 77. âyeti ile Sâd, Necm, İnşikāk, Alak sûrelerindeki âyetler hakkında âyetlerin içeriklerinin tilâvet secdesini gerektirip gerektirmeyeceğine dair farklı yorumlar veya Hz. Peygamber’den gelen farklı rivayetler sebebiyle ihtilâf bulunmakla birlikte geriye kalan on âyet üzerinde görüş birliği vardır. Bunun yanında bazılarında secde cümlesinin bitiş yerleri hakkında da görüş ayrılıkları mevcut olup secde yerinin Nahl sûresinin 49. âyeti yerine 50. âyeti veya her ikisinin birden secde âyeti olduğu, İsrâ sûresinin 107. âyeti yerine 109, Neml sûresinin 25. âyeti yerine 26, Fussılet sûresinin 37. âyeti yerine 38. âyetlerde secde edileceği şeklinde görüşler vardır (İbnü’l-Arabî, II, 829-833; İbn Kudâme, II, 352-358).
Hükmü. Tilâvet secdesi Hanefîler’e ve İbn Teymiyye’ye göre okuyana ve dinleyene vâcip, diğer üç Sünnî mezhebe, İbn Hazm’a ve Zeydîler’e göre sünnettir. Ca‘ferîler ise Secde, Fussılet, Necm ve Alak sûrelerindeki secdenin farz, diğerlerinin sünnet olduğu görüşündedir (Tûsî, I, 114). Hanefîler, vâcip hükmünü delillendirmek üzere bazı hadislerin yanı sıra, “Böyleyken onlara ne oluyor da inanmıyorlar ve kendilerine Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar?” meâlindeki âyetlerde (el-İnşikāk 84/20-21) tilâvet secdesine işaret edildiğini ve secdeyi terketmenin kınandığını söylerler. Diğer mezheplerde ise Hz. Peygamber’in secde âyetlerinde bazan secde edip bazan etmediğine dair rivayetlerle (Buhârî, “Sücûdü’l-Ḳurʾân”, 6; Müslim, “Mesâcid”, 106) Hz. Ömer ve Abdullah b. Ömer gibi sahâbîlerin görüşleri (Buhârî, “Sücûdü’l-Ḳurʾân”, 10) delil alınır.
Şartları. Tilâvet secdesinin şartları ve rükünleriyle ilgili hükümler genellikle namaza veya kıraate kıyas yoluyla verilmiştir; dolayısıyla görüş farklılıkları kendisine benzetilen asla göre değişiklik göstermektedir. A) Vücûb Şartları. Secdenin vâcip veya sünnet olmasının sebepleri okuma, dinleme ve iktidâdır. Dolayısıyla okuma, okuyan, dinleyen ve namazda iktidâ ile ilgili bazı şartlar vardır. 1. Okuma. Hanefîler’de bir görüşe göre âyetin çoğunun, tercih edilen görüşe göre ise secdeye delâlet eden kelime ile önceki veya sonraki bir kelimenin birlikte okunması secdenin vücûbu için yeterlidir. Şâfiîler’e göre âyetin tamamının okunması ve okumanın meşrû olması (âyet okumanın mekruh kabul edildiği yerlerde okuma secdeyi gerektirmez), okuma kastının bulunması, Fâtiha’yı okuyamama sebebiyle onun yerine okunmuş olmaması gerekir. Tercümesi okunan veya işitilen secde âyetleriyle ilgili iki farklı görüş vardır. Secde âyetinin hecelenmesi veya sesli okunmadan yazılması, görülmesi yahut gözle takip edilmesi secdeyi gerektirmez. 2. Okuyana secdenin gerekmesi için dinen mükellef sayılması şartı aranır. Dinleyen açısından Hanefîler’e ve Şâfiîler’e göre okuyanın sadece temyiz ehli olması yeterlidir; Müslümanlık, bulûğ, tahâret gibi şartlar aranmaz; mecnun, baygın, uykudaki kişinin tilâvetiyle vâcip olmaz. Şâfiîler’e göre sarhoşluk ve cünüplük gibi âyet okumanın haram olduğu durumlarda dinleyene hüküm gerekmez; ayrıca okuma kastı da bulunmalıdır. Mâlikîler’e göre dinleyene hükmün gerekmesi için okuyanın mükellef ve dinleyene imamlık yapmaya ehil sayılması, Hanbelîler’e göre bunların yanında okuyanın okumanın ardından secde etmesi gerekir. Radyo ve teyp gibi nakil ve kayıt aletleriyle nakledilen okumaların secdeyi gerektirip gerektirmeyeceği hususunda üç farklı görüş ileri sürülmüşse de bunlar sesi bütün özellikleriyle naklettiklerinden secde yapılacağı görüşü ağır basar. 3. Dinleyene secdenin gerekmesi için mükellef olması şartı aranır. Şâfiîler ile Hanefîler’e göre işitme yeterlidir; diğer mezheplere göre ise dinleme kastı da bulunmalıdır. Tilâvet secdesi ibadet içeriğinin ötesinde bir inanç anlamı taşıdığından abdestsiz olanların ve hayızlı kadınların bile hemen secdeye kapanarak itaat ettiklerini göstermelerinin uygun olacağını söyleyenler varsa da âlimlerin çoğunluğu abdest şartını gerekli görür; abdesti olmayanlar abdest aldıktan sonra secde ederler; hayız veya nifas gibi bir özrü bulunanlardan ise namaz gibi secde de düşer. 4. İktidâ. Cemaat okunanı işitmese bile imama uyarak secde yapar. Namazda olan kişi namaz dışında veya başka bir namazda olanın okumasına uyarak secde yapamayacağı gibi imama uyan kişi namazda okuduğu secde âyeti sebebiyle de kendi başına secde yapamaz.
B) Edâ Şartları. Tilâvet secdesinde namazdaki gibi tahâret, kıble, setr-i avret, vakit ve niyet şartları aranır. Âyet namaz dışında okunmuşsa Hanefîler’e göre vakti geniş olup namaz kılmanın mekruh olduğu üç vakit dışındaki bütün vakitlerde yapılabilir; ancak unutulabileceği için uzun süre ertelememek gerekir. Şâfiîler’e göre mekruh vakitler dahil her vakitte secde yapılabilir; ancak okumadan hemen sonra secde edilmeli, araya uzun süre girmemelidir. Hanbelîler’e göre tilâvetle secde arasında örfen uzun sayılabilecek bir süre bulunmamalıdır. Öte yandan İbn Hazm kıyası reddettiğinden rivayetle desteklenmeyen tahâret, kıble, vakit gibi şartları kabul etmez. İbn Teymiyye’ye göre de tahâret efdal olmakla birlikte şart değildir. Âyet namazda okunursa tilâvet secdesinin namaz içinde yapılması gerekir, namaz dışında kazâsı yoktur; sehven terkedilmişse selâmdan hemen sonra namaza aykırı bir fiil işlenmedikçe yapılabilir; namaz sonrasına ertelenmesi Hanefîler’e göre tahrîmen mekruhtur.
Rükünleri ve Yapılışı. A) Secde âyeti namaz dışında okunursa Hanefîler’e, Mâlikîler’e, İbn Teymiyye’ye ve Hanbelîler’de bir görüşe göre tilâvet secdesinin tek bir rüknü vardır, o da secdedir; elleri kaldırmaksızın bir defa “Allāhüekber” denilerek secdeye varılır; secdede üç defa “sübhâne rabbiye’l-a‘lâ” denildikten sonra yine tekbirle kalkılır. Secdede tesbih, hamd ve dua edilebilir (iki farklı dua için bk. Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 201; Ebû Dâvûd, “Sücûdü’l-Ḳurʾân”, 7; ayrıca bk. el-İsrâ 17/108). Secdeden kalkarken “Semi‘nâ ve eta‘nâ gufrâneke rabbenâ ve ileyke’l-masîr” âyetinin okunması (el-Bakara 2/285) müstehaptır. Otururken âyeti işiten kişi ayağa kalkmadan secdeye gidebilir; secdeden sonra da ayağa kalkması gerekmez; ancak her iki durumda da ayağa kalkmak müstehaptır. Topluluk içinde secde âyeti okunduğunda tek tek veya cemaat halinde secde edilebilir. Cemaat halinde secde edilecekse saf olma zorunluluğu yoktur. Şâfiîler’e göre secdenin yanı sıra niyet, iftitah tekbiri ve selâm vermek de tilâvet secdesinin rükünlerindendir; niyetten sonra eller kaldırılarak iftitah tekbiri alınır, ardından eller kaldırılmadan ikinci bir tekbirle secde yapılır, secdeden sonra herhangi bir dua okunmaksızın kısa süre oturulup selâm verilir. Mâlikîler’den Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’ye göre de tekbir ve selâm rükündür (Aḥkâmü’l-Ḳurʾân, II, 831). Hanbelîler’e göre ise secdeye varmak, secdeden kalkmak ve ilk selâm rükündür; tek tekbir alınır ve eller kaldırılır. Hatip minberde iken bir secde âyeti okursa minberden iner ve cemaatle birlikte secde eder. Seferde nâfile namaza kıyasla hangi tarafa dönülürse dönülsün binek üstünde secde câizdir; seferîlik dışında ise Mâlikîler’e göre binekten inmek gerekir. Aynı secde âyeti birden fazla okunursa Hanefîler’e göre meclis birliği esastır, hepsi için bir secde yeterlidir; diğer mezheplerde de hepsinin sonunda olmak şartıyla bir secdenin yeterli sayılacağı şeklinde görüşler vardır. Farklı âyetler okunursa aynı mecliste olsa bile her biri için ayrı secde yapılır. B) Namazda okunduğunda kıraatin sonunda ise Hanefîler’e göre rükû secde yerine geçer; diğerlerine göre ayrı bir secde yapmak gerekir. Hanefîler’e göre secde âyetinden sonra en fazla üç kısa âyet daha okunacaksa namazın rükûu veya secdesiyle yetinilir (İbn Âbidîn, II, 586-587). Kıraatin ortasına rastgelirse âyet okunduktan sonra eller kaldırılmadan tekbir alınarak doğrudan secdeye varılır, ardından tekrar tekbir alınarak kalkılır ve kıraate devam edilir. Mâlikîler’e göre farz namazda içinde secde âyeti bulunan bir bölüm okumak mekruhtur. Namaz kılan kişi namaz dışındaki birinden âyet duysa secdeyi namaz dışında yapar. Namazda olmayan birinin namaz kılandan âyeti işitmesi halinde ise secde namaz dışındaki gibidir.
Namazı bozan hususlar tilâvet secdesini de bozar. Ancak Hanefîler’e göre namazdan farklı olarak kadınların erkeklerle aynı hizada namaza durması (muhâzât) secdeyi bozmadığı gibi gülmek de abdesti bozmaz, yalnızca secde iade edilir. Hanefîler’e göre bozulan secdenin kazâsı gerekir. Sünnet hükmünü veren diğer mezheplerde ise ifsat edilen nâfilenin kazâsını gerekli görenlere göre secde de kazâ edilmelidir. Şâfiîler’e göre vakit darlığı vb. bir sebeple secde yapamayacak durumda olan kişi tahiyyetü’l-mescid yerine tesbihte bulunduğu gibi bu durumda da tesbihte bulunabilir.
Mushaflarda secde âyetlerini göstermek için secde işareti koyma uygulamasının ilk defa ne zaman başladığı bilinmemekle beraber erken devirlerden itibaren bu tür işaretlerin konulduğu anlaşılmaktadır. Secde âyetinin yeri, genellikle sayfa kenarına ve âyetin hizasına süslü bir motif içine ”سجدة“ ibaresi yazılarak gösterilir. “Secde gülü” de denilen bu motifler basit bir daire, bir mescid gibi veya başka bir şekilde olabilir. Bazı mushaflarda secde işareti âyetin bittiği yerde âyet numarasından önce, ”سجدة“ ibaresi de sayfa kenarına konulmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder