pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 İSLAMDAN SEÇMELER : VE
VE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
VE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2022 Pazar

KAZA VE KADER

  


KAZA VE KADER: İMANIN ŞARTIDIR
Kader, Yüce Allah'ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezeli ilmiyle bilip sınırlaması ve takdir etmesi, demektir. Allah'ın ilim ve irade sıfatlarıyla ilgili bir kavram olan kader, evreni, evrendeki tüm varlık ve olayları belli bir nizam ve ölçüye göre düzenleyen ilahi kanunu ifade eder.KAZA: Cenab-ı Hakk'ın ezelde irade ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince, her birisini ezeli ilim, irade ve takdirine uygun biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır. Kaza Allah'ın tekvin sıfatı ile ilgili bir kavramdır.
KAZA VE KADERE İMAN:
Kaza ve kadere inanmak demek, hayır ve şer iyi ve kötü, acı ve tatlı, canlı ve cansız, faydalı ve faydasız her ne varsa hepsinin Allah'ın bilmesi, dilemesi, kudreti, takdiri ve yaratması ile olduğuna, Allah'tan başka yaratıcı bulunmadığına inanmak demektir. Dünyada meydana gelmiş ve gelecek olan her şey, Allah'ın ilmi, dilemesi, takdiri ve yaratması ile olur.
HER ŞEYİN BİR KADERİ VARDIR:
Yüce Allah, insanları hür iradeleriyle seçecekleri şeylerin nerede ve ne şekilde seçileceğini ezeli yani zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir ve bu bilgisine göre diler, yine Allah bu dilemesine göre takdir buyurup zamanı gelince kulun seçimi doğrultusunda yaratır. Bu durumda Allah'ın ilmi kulun seçimine bağlı olup, Allah'ın ezeli manada bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur. Aslında insanlar, Allah'ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi iradeleriyle davranmaktadırlar. Yüce Allah bildiği için belli şeyleri yapmıyoruz. Bizim bu işleri yapacağımız, O'nun tarafından ezeli ve ebedi ve mutlak anlamında bilinmektedir. Allah, kulu seçen ve seçtiklerinden sorumlu olan bir varlık olarak yaratmış, onu emir ve yasaklarla sorumlu ve yükümlü tutmuştur. Ayrıca Allah (cc) kulun seçimine göre fiilin yaratılacağı noktasında bir ilahi kanun da belirlemiştir.
Kader konusunda bilinmesi gereken bir başka husus da şudur: Kader iç yüzünü ancak Allah'ın bilebileceği, mutlak ve kesin bir biçimde çözümlenmesi mümkün olmayan bir ilahi sırdır. Zaman ve mekan kavramlarıyla yoğrulmuş bulunan insan aklı, zaman ve mekan boyutlarının söz konusu olmadığı bir ilahi ilmi, irade ve kudreti kavrayabilme güç ve yeteneğinde değildir. Kader konusunu kesin biçimde çözmeye girişmek, insanın kapasitesini zorlaması ve imkansıza talip olması demektir.
KADERİ BAHANE ETMEK
Kaza ve kadere inanmak iman esaslarındandır. Ancak insanlar kaderi bahane edere kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar. Bir insan "Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?" diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini suçsuz gösteremez, kaderi mazeret olarak ileri süremez. Çünkü bu fiiller, insanlar böyle tercih ettikleri için bu seçime uygun olarak Allah tarafından yaratılmışlardır. Ayrıca sır olan kaderin içyüzü Allah 'tan başkası tarafından bilinemez. O halde kader ve kazaya güvenip çalışmayı bırakmak, olumlu sonucun sağlanması ya da olumsuz sonuçların önlenmesi için gerekli sebeplere sarılmamak ve tedbirleri almamak, İslam'ın kader anlayışı ile bağdaşmaz. Allah her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. İnsan bu sebepleri yerine getirirse Allah da o sebeplerin sonucunu yaratacaktır. Bu da bir İlahi kanundur ve kaderdir.
KAZA VE KADER HAKKINDAKİ AYETLER
Kadere iman farzdır. Bu husus Kur'an-ı kerim ve hadis-i şerifler ile bildirilmiştir. Allah(cc) ezeli ilmiyle, insanların ve diğer mahlûkatın, ne zaman doğacağını, ne zaman öleceğini ve ne yapacaklarını bilir. İlahın her şeyi bilmesi, her şeye gücü yetmesi gerekir. Bilmeyen, gücü yetmeyen, muhtaç olan, ölebilen ilah olamaz. Allah(cc) herkesin ne yapacağını bilir. Kur'an-ı kerimde mealen,
AYET: (Bakara- 255) ‘’Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir’’
buyuruluyor. İnsanların başına gelecek olaylar, doğacakları, ölecekleri ve ne iş yapacakları gibi bütün bilgiler, levh-i mahfuz denilen bir kitaptadır. Bu kitaptaki bilgilere kader deniyor. Kader hakkında birçok ayet-i kerime vardır. Birkaçının meali şöyledir
AYET: [Hadid- 22](Yeryüzünde vuku bulan ve başınıza gelen bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta [levh-i mahfuzda yazılmış] olmasın. Elbette bu, Allah’a kolaydır.)
AYET: [Al-i İmran-145] (Ölümü Allah’ın iznine bağlı olmayan hiç kimse yoktur.)
AYET: [Enam- 2](Ölüm zamanını takdir eden ancak Allah’tır.)
AYET: [Kamer- 52, 53](Yaptıkları küçük büyük her şey, satır satır kitaplarda yazılmıştır.)
AYET: [Araf- 34] (Her ümmetin bir eceli vardır, gelince ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gider.)
AYET: ([Kamer- 49]Biz, her şeyi kader ile [bir ölçüye göre] yarattık.)
AYET: [Hud- 6] (Allah her canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. Hepsi açık bir kitapta [levh-i mahfuzda] dır.)
AYET: [Sebe- 3] (Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey, Ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de, apaçık kitaptadır.)
AYET. [Fatır- 11(Bir canlıya verilen ömür ve ömrünün azaltılması da mutlaka bir kitaptadır.)
AYET: (Tevbe- 51)’’ De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim Mevlamızdır. Onun için müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.’’
AYET: (Enam- 59)’’ Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır
KAZA VE KADER İLE İLGİLİ HADİSLER:
HADİS: (İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai]
HADİS: (Kadere inanmak, iman esaslarındandır.)[Ebu Davud, Tirmizi]
HADİS:(Kadere inanmayan imanın gerçeğine erişmez.) [Nesai]
HADİS: (Kaderi inkâr edenin İslam’dan nasibi yoktur.) [Buhari]
HADİS: (Kadere iman etmek, tevhidin nizamıdır.) [Deylemi]
HADİS: (Ahir zamanda şerli kimseler kader hakkında konuşur.) [Hâkim]
HADİS: (Ahir zamanda kaderi inkâr edenler çıkacaktır) [Tirmizi]
HADİS: (Ahir zamanda, şu üç şeyden korkuyorum: Müneccimlere [falcılara] inanmak, kaderi inkâr ve idarecilerin zulmü.) [Taberani, İbni Asakir, Hatib, İbni Ebi Âsım]
HADİS: (Kaderi inkâr etmeyin. Hıristiyanlar kaderi inkâr eder.) [Cami-us-sagir]
HADİS:(Ümmetim kaderi inkâr etmedikçe, dinde sabittir. Kaderi yalanlayınca helak olurlar.)[Taberani]
HADİS:(Ahirette kaderi tekzib edene rahmet nazarı ile bakılmaz.) [İ. Adiy]
HADİS:(Şu üç şeyden korkuyorum:
1- Âlimin sürçmesi,
2- Münafıkların (Kur'an böyle diyor) diyerek tartışmaya girişmesi,
3- Kaderin inkâr edilmesi.) [Taberani]
HADİS:(Kaderden bahsedilince dilinizi tutunuz!) [Taberani]
HADİS:(Kaderi inkâr edene, bütün peygamberler lanet eder.) [Taberani]
HADİS:(Kadere, hayra ve şerre iman etmedikçe, başa gelenin asla şaşmayacağına, başa gelmemesi mukadder olanın da asla gelmeyeceğine inanmadıkça, hiç kimse iman etmiş sayılmaz.) [Tirmizi]
HADİS:(Bütün Peygamberler şunlara lanet etmiştir:
1) Allah’ın kitabında olmayan şeyi ona ekleyen [Kur’anda böyle yazıyor diye yalan söyleyen, Kur’anı kendi görüşüne göre tevil eden],
2) Allah’ın kaderini inkâr eden,
3) Allah’ın zelil ettiğini aziz, aziz ettiğini de zelil eden zalim idareci.) [Taberani]
HADİS:Kaderi yaratan Allahü teâlâdır. Her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
HADİSİ KUTSİ:(Allahü teâlâ buyurur: “Ben âlemlerin rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim. Hakkında şer yazdığıma yazıklar olsun, hakkında hayır yazdığıma ise ne mutlu.)
[İ.Neccar]
HADİS:(Allahü teâlâ, kullarının iyilik mi kötülük işleyeceklerini, Cehennemlik mi, Cennetlik mi olduklarını elbette bilir, bildiğini yazıyor. Yoksa yazdığı için kul öyle yapmak zorunda kalmıyor. Cebriye zorla Allah yaptırır der, Mutezile ise Allah’ın kaderini inkâr eder.)
(Bütün işler Allahü teâlâdandır; hayır olanı da şer olanı da.) [Taberani]
HADİS:(Kaderiyenin İslam’dan nasibi yoktur. Bunlar, Şer takdir edilmedi derler.) [Beyheki] (Kaderiye, Mutezile demektir.)
HADİSİ KUTSİ:(Allahü teâlâ buyurdu ki: Bana iman edip de kadere, hayır ve şerrin benim takdirimle olduğuna iman etmeyen, benden başka Rab arasın.) [Şirazi]
HADİS:(Ümmetimin helaki üç şeydedir: Irkçılık, kaderi inkâr ve nakle itibar etmemek)[Taberani]
HADİS:(Allahü teâlâ, ilk önce Kalemi yaratıp, “Kaderi, olanı ve sonsuza kadar olacak olanı yaz” buyurdu.) [Tirmizi, Ebu Davud]
HADİS.(Her şey ezelde yazıldı. Kalem kurudu.) [Tirmizi] (Yani kader, takdir son buldu ve kaleme yazacak bir şey kalmadı.)
HADİS:(Ya Resulullah, yaptığımız ve yapacağımız işler önceden takdir edilip yazıldığına göre, iş yapmanın ne önemi var) diye soranlara, (Herkes, kendi işine hazırlanır) ve (Herkes önceden takdir edilmiş olan işlere hazırlanır) buyurdu. (Müslim, Tirmizi)
KAZA VE KADER KONUSUNDA DİYANETİN GÖRÜŞÜ
Kader ve kazaya iman yüce Allah'ın ilim, irade, kudret ve tekvîn sıfatlarına inanmak demektir. Bir başka deyişle bu sıfatlara inanan kimse, kader ve kazaya da inanmış olur. Bu durumda kader ve kazâya inanmak demek, hayır ve şer, iyi ve kötü, acı ve tatlı, canlı ve cansız, faydalı ve faydasız her ne varsa hepsinin Allah'ın bilmesi, dilemesi, kudreti, takdiri ve yaratması ile olduğuna, Allah'tan başka yaratıcı bulunmadığına inanmak demektir.
Dünyada meydana gelmiş ve gelecek olan her şey, Allah'ın ilmi, dilemesi, takdiri ve yaratması ile olur. Her şeyin bir kaderi vardır. Bunun anlamı ise şudur: Yüce Allah, insanları hür iradeleriyle seçecekleri şeylerin nerede ve ne şekilde seçileceğini ezelî yani zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir ve bu bilgisine göre diler, yine Allah bu dilemesine göre takdir buyurup zamanı gelince kulun seçimi doğrultusunda yaratır. Bu durumda Allah'ın ilmi, kulun seçimine bağlı olup, Allah'ın ezelî manada bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur. Aslında insanlar, Allah'ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi iradeleriyle davranmaktadırlar. Bir başka ifadeyle söylersek biz, yüce Allah bildiği için belli işleri yapmıyoruz. Bizim bu işleri yapacağımız, O'nun tarafından ezelî ve mutlak anlamda bilinmektedir. Allah, kulu seçen ve seçtiklerinden sorumlu olan bir varlık olarak yaratmış, onu emir ve yasaklarla sorumlu ve yükümlü tutmuştur. Ayrıca Allah Teâlâ, kulun seçimine göre fiilin yaratılacağı noktasında bir ilâhî kanun da belirlemiştir.
KADER İÇ YÜZÜNÜ ANCAK ALLAHIN BİLEBİLECEĞİ İLAHİ SIRDIR
Kader konusunda bilinmesi gereken bir başka husus da şudur: Kader iç yüzünü ancak Allah'ın bilebileceği, mutlak ve kesin bir biçimde çözümlenmesi mümkün olmayan bir ilâhî sırdır. Zaman ve mekân kavramlarıyla yoğrulmuş bulunan insan aklı, zaman ve mekân boyutlarının söz konusu olmadığı bir ilâhî ilmi, irade ve kudreti kavrayabilme güç ve yeteneğinde değildir. Kader konusunu kesin biçimde çözmeye girişmek, insanın kapasitesini zorlaması ve imkânsıza talip olması demektir.
İNSANLAR KADERİ BAHANE EDEREK KENDİLERİNİ SORUMLULUKTAN KURTARAMAZ
Kader ve kazaya inanmak iman esaslarındandır. Ancak insanlar kaderi bahane ederek, kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar. Bir insan "Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?" diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini suçsuz gösteremez, kaderi mazeret olarak ileri süremez. Çünkü bu fiiller, insanlar böyle tercih ettikleri için, bu seçime uygun olarak Allah tarafından yaratılmışlardır. Ayrıca sır olan kaderin iç yüzü Allah'tan başkası tarafından bilinemez. O halde kader ve kazaya güvenip çalışmayı bırakmak, olumlu sonucun sağlanması ya da olumsuz sonuçların önlenmesi için gerekli sebeplere sarılmamak ve tedbirleri almamak, İslâm'ın kader anlayışı ile bağdaşmaz. Allah her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. İnsan bu sebepleri yerine getirirse Allah da o sebeplerin sonucunu yaratacaktır. Bu da bir ilâhî kanundur ve bir kaderdir.

15 Eylül 2022 Perşembe

ORUÇLA İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR 1.BÖLÜM



ORUÇLA İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR 1.BÖLÜM
Orucun ve Ramazan ayının fazileti
Oruç ve aç durmak
Oruç tutmak faydalıdır
Orucun farzları
Günah işleyenin orucu
Oruç tutmamayı mubah kılan özürler
Seferde iken oruç tutmak
Açıktan oruç yemek
Kadınlar muayyen günlerinde iken
İftar vermenin fazileti

ORUÇLA İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR 2.BÖLÜM



ORUÇLA İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR 2.BÖLÜM
İftar vermenin fazileti İftarı geciktirmek caiz mi?
Seher vakti ve sahur
İtikaf nedir, kadınlar nasıl yapar
Hastaların oruç tutması
Nafile oruç ve fazileti
Oruç kefareti

ORUÇLA İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR 3.BÖLÜM



ORUÇLA İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR 3.BÖLÜM
Oruç hakkında hükümler
Teravih namazı önemli sünnettir
Ramazanda sağlıklı beslenmek için
Fitre vermenin önemi
Bayram sevinç günleridir

ORUÇLA İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR 4.BÖLÜM



ORUÇLA İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR 4.BÖLÜM
Oruca gündüz niyet ederkenRamazan eğlencesi!..
Ramazan ayının 27. gecesi Seferde oruç Oruç kefareti için Kefaret gerekmez
Uyuyarak oruç tutmak
Pazartesi günü oruç
İmtihan ve oruç
Tek niyetle teravih İftar duaları
Fıtra verirken Sülük orucu bozar mı?
Âdet edinilen oruçlar

ORUÇLA İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR 5.BÖLÜM



ORUÇLA İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR 5.BÖLÜM

İSLAMDA UĞUR VE UĞURSUZLUK


İSLAMDA UĞUR VE UĞURSUZLUK
Kıymetli okurlarım her konuda olduğu gibi bu konuda da doğru bildiğimiz birçok yanlışlarımız mevcuttur.
Uğursuzluğa inanmak, bir şeyin kötülük, şanssızlık getirdiğine inanmaktır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
AYET:( Araf-131)“Onlara bir iyilik gelince, “Bu bizim hakkımızdır” derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı.”
Unutmayalım ki; insanın başına Yüce Allah’ın dilemesinden başka hiçbir şey gelmemektedir.
Geliniz ayete kulak verelim
AYET(Yunus-107)"Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu, O’ndan başka giderebilecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. O bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."
Araplardan biri yolculuk etmek ya da başka bir iş yapmak istediği zaman bir kuş tutar ve salıverirdi. Kuş sağ tarafa giderse uğurlu sayar ve o işe başlardı. Sol tarafa giderse bunu uğursuz kabul eder ve isteğinden vazgeçerdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu davranışın hükmünü şu hadisinde bildirmiştir:
HADİS: “Uğursuzluğa inanmak şirktir.”
(Ahmed Müsned 1/389, Albânî Sahihu’l-Cami 3955)
HADİS: “Uğur tutmak veya uğursuz saymak için kuş uçuran ve uçurtan, sihir yapan veya yaptıran bizden değildir. Kim bir falcıya gider de söylediğine inanırsa O kimse Muhammed’e(S.A.V)’e indirileni inkâr etmiş olur” (ElcamiusSağîr H.No:7680) buyurmaktadır. Allah Teâlâ’dan ister gibi başkasından istemek, (hâşâ) Allah’a güvenmemek manasını taşır ki; bu durum Allah’ın şanının yüceliğine aykırı bir davranıştır.
Tevhidin kemaline ters düşen bu haram davranışa şunlar da girer:
1) Ayların uğursuzluğuna inanmak. Safer ayında nikâh yapmamak gibi.
2) Günlerin uğursuzluğuna inanmak. Her ayın son Çarşamba gününün sürekli şanssız bir gün olduğuna inanmak gibi.
3) Rakamların uğursuzluğuna inanmak. 13 rakamı gibi.
4) İsimlerin ya da özürlü insanların uğursuzluğuna inanmak. Kişinin, dükkânını açmaya giderken yolda tek gözlü birini görüp, bunu uğursuzluk kabul ederek geri dönmesi gibi. Buna benzer tüm inanışlar haramdır ve şirktir. Resulullah(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunlara inanan kimselerden uzak olduğunu bildirmiştir.
İmran ibni Husayn (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
HADİS:‘Uğur yapan ve yaptıran, kâhinlik yapan ve yaptıran, sihir yapan ve yaptıran bizden değildir’ buyurdu.”
(Taberani Mucemu’l-Kebir 18/162, Albânî Sahihu’l-Cami 5435)
Uğursuzluk düşüncesine kapılan bir kimsenin yapması gereken şey, Abdullah İbni Amr (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği hadiste bildirilmiştir. İşte o hadis
HADİS: Resulullah (sav)'ın yanında uğursuzluktan bahsedilmişti. Buyurdular ki: "Bunun en iyisi fe'l (uğur çıkarma)dır. (Uğursuzluk inancı) bir müslümanı yolundan alıkoymasın. Biriniz hoşlanmadığı bir şey görecek olursa şu duayı okusun: "Allahümme la ye'ti bi'l-hasenatı illa ente ,ve la yedfe'u's-Seyyiati illa ente vela havle ve la kuvvete illa bike. (Allahım! Hayrı ancak sen verebilirsin, kötülüğü de ancak sen defedebilirsin. (İbadet, çalışma, korunma vs. için muhtaç olduğumuz) güç ve kuvvet de ancak sendendir.)
( Ebu Davud, Tıbb 24, (3919)
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
HADİS: ‘Uğursuzluk düşüncesi bir kimseyi işinden alıkoyarsa o kimse şirk koşmuştur.’
Sahabeler:
−Ey Allah’ın Rasulü! Bunun karşılığında ne yapmak gerekir? dediler.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘O kimsenin ‘Allah’ım! Senin verdiğin hayırdan başka hayır, senin verdiğin uğurdan başka uğur yoktur. Ve Senden başka ilah yoktur’ demesi gerekir’ buyurdu.”
(Ahmed Müsned 2/220, Albânî Es-Silsiletü’s-Sahiha 1065)
Az ya da çok kötümser olmak kişilerin tabiatında vardır. Bunun en önemli ilacı ise Allah (Azze ve Celle)’ye tevekkül etmektir. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
HADİS: “Hangimizin aklına böyle bir şey gelmez ki! Fakat Allah, onu tevekkülle giderir.”
(Ebu Davud 3910, Albânî Es-Silsiletü’s-Sahiha 430)
Enes radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
HADİS: "Hastalığın kendiliğinden bulaşması yoktur. Uğursuzluk da yoktur. Ben hayra yormayı yeğlerim." Sahâbîler:
- Hayra yorma (tefe'ül) nedir? dediler
- "Güzel, olumlu sözdür" buyurdu.
(Buhârî, Tıb 19, 43-45; Müslim, Selâm 102, 107, 110, 114, 116. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tıb 24; İbni Mâce, Mukaddime 10, Tıb 43)
HADİS: "En güzeli hayra yormadır. Uğursuzluk, hiçbir müslümanı teşebbüsünden vazgeçirmesin. Herhangi biriniz hoşlanmadığı bir şey gördüğü zaman; "Allahım! İyilikleri sadece sen verirsin; kötülükleri yalnız sen giderirsin. Günahtan kaçacak güç, ibâdet edecek kuvvet ancak senin yardımınla kazanılabilir" diye dua etsin, buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Tıb 24. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II. 387, III, 349)
Bidat ve Hurafeleri ortaya çıkaranlar ve bu hurafeleri yaygın hale getirenler için dünya ve ahiret sıkıntısı vardır. Çünkü iyi bir iş yapan kimsenin peşinden o iş devam ettirilirse alınacak sevaplardan payı vardır. Kötü bir iş yapan, kötü bir çığır açan ise o kötü yolda gidenlerin almış olduğu günahlardan bir payı vardır. Bu sebeple yapmış olduğumuz şeyin İslam Diniyle ilgisinin olup olmadığına bakmalı, dünyamız ve ahiretimiz için faydası araştırılmalı ve sadece gönlümüz istedi diye yapmamalıyız. Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifini sizlerle paylaşmak isterim.
HADİS: “İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz. (Müslim, Zekat 69)
HADİSLERDEN ÖĞRENDİKLERİMİZ.
1. Hastalığın kendiliğinden sirâyeti olmadığı gibi uğursuzluk da yoktur.
2. Bazı şeylerin uğursuzluğuna inanmak yasaklanmıştır.
3. Hurâfe ve bâtıl inanışların bir kısmı uğursuzluk temeline dayanır.
4. Her zaman her konuda Allah'ın dilediği olur. Kul tedbirini almalı ama sonucu Allah'tan bilmeli ve beklemelidir.
5. Uğursuzluk vehimleri içinde kıvrananlara dinimiz, tefe'ül (hayra yorma), istihâre namazı ve duasını tavsiye etmiştir.
6. Hz. Peygamber hiç bir şeyi uğursuz saymamıştır.
7. Müslüman, vehimlerle değil Kitap ve Sünnet gerçekleriyle hareket etmeli, hüsnü zan sahibi olmaya özen göstermelidir.
RABBİM BİZİ HER TÜRLÜ BATIL İNANÇTAN MUHAFAZA EYLESİN