pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 İSLAMDAN SEÇMELER : İSLAMDA
İSLAMDA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İSLAMDA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2022 Pazar

İSLAMDA MUSKA

 





İSLAMDA MUSKA VE RUKYE (KURAN OKUYUP ÜFLEME CAİZDİR
MUSKA: bazı hastalıkları ,kötülükleri ve nazarı uzaklaştırmak için boyna asılan veya üstte taşınan üçgen şeklinde katlanmış yazılı kağıda denir. Muskaya HAMAİL de denir.
MUSKA KULLANMAK VE YAZMAK CAİZ MİDİR?
Diyanet tarafından muska kullanmanın caiz olup olmadığına ilişkin yapılan açıklama şu şekildedir:
RESULULLAH(SAV) BUYURDU KORKUDAN NAZARDAN KORUNMAK BAZI HASTALIKLARDAN ŞİFA BILMAK İÇİN KURAN AYETLERİ OKUMAK CAİZDİR
HADİS: Korkudan, nazardan korunmak, bazı hastalıklardan şifa bulmak için dua etmek, Kur’an-ı Kerim’den âyetler okumak, caizdir (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’an, 9; İbn Mâce, Tıb 35-36).
RESULULLAH(SAV) BUYURDU SİZDEN BİRİNİZ UYKUDA KORKARSA ALLAHIN GAZABINDAN KULLARIN VE ŞEYTANIN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞINIRIM DESİN O TAKDİRDE HİÇBİR ŞEY ONA ZARAR VERMEZ
HADİS:Abdullah b. Ömer, Hz. Peygamberin (s.a.s.) “Sizden biriniz uykuda korkarsa ‘Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden, eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım.’ desin. O takdirde, hiçbir şey ona zarar vermez.”
buyurduğunu bildirmiş ve Abdullah b. Amr’ın da bu duayı temyiz çağına gelen çocuklarına öğretip temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp boyunlarına astığını rivayet etmiştir (Ebû Dâvûd, Tıb, 19).
Bazı fıkıh kaynaklarında, Kur'an-ı Kerim’den âyetler yazılıp muska yapılarak takılmasında sakınca görmeyen âlimler bulunduğu belirtilmektedir (el-Fetâva’l-Hindiyye, V, 435).
Bununla birlikte, muskadan medet umma, onu koruyucu olarak algılama, Allah’tan beklenilecek şeyleri muskadan bekleme gibi olumsuzluklara sebep olacaksa muska kullanılması caiz değildir.
MUSKANIN CAİZ OLMA ŞARTLARI
1- İçine ayetlerin hadislerin ve duaların yazılması
2- Gelecek faydanın muskadan değil Allahtan olduğuna inanılması
3- Muskayı yazanın sırf Allah rızası için yazması, her ne şekilde olursa olsun muskayı yazan kişi para paarlığı yapmamalıdır . ancak yaptıran hediye olarak el emeği olarak kendi arzusu ile verirse o başka hediye vermek ve almak sünnettir.
ALLAH(CC) BUYURDU AYETLERİMİZİ AZ BİR KARŞILIKLA SATMAYIN HAKKI BATILA KARIŞTIRMAYIN HAKKI GİZLEMEYİN
AYET: (Bakara, 41-42)"Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden korkun. Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilip dururken hakkı gizlemeyin."
ALLAH(CC) BUYURDU İNSANLARDAN KORKMAYIN BENDEN KORKUN AYETLERİMİZİ AZ BİR BEDEL KARŞILIĞINDA SATMAYIN
AYET: (5/Mâide, 44)"İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir."
Muska, bazı hastalık ve âfetlerden koruduğuna ya da bunları giderdiğine inanılarak üstte taşınan, suda eritilerek içilen veya yakılıp tütsülenen yazılı kâğıdı ifade eder.
Muskacılıkta muska yazan hocanın, muskaya malzeme teşkil eden yazı ve nesnelerin veya kendisi için muska hazırlanan kişinin etkinliği söz konusudur.
“Ocakçılık” diye bilinen yöntem birincisine,
muska için yazılan âyetler ve esmâ-i hüsnâ, muskanın yazıldığı kâğıt, mürekkep, mahfaza, tarih ve saati ikincisine,
hakkında muska yazılan kişiyle ilgili astrolojik veriler üçüncüsüne örnektir.
Muska değişik yöntemlerle hazırlanmakta olup ilki kâğıt vb. nesneler üzerine âyet ve dualarla ilâhî isimlerin, melek veya efsanevî kişi adlarının, tılsımlı sözlerin, İbrânîce, Süryânîce ve Keldânîce yazıların yazılması, insan veya hayvan figürleri ve yıldız işaretlerinin çizilmesi suretiyle hazırlanan muskalardır.
İkincisi yapılış amacına uygun düşen âyet, dua, isim vb.nde geçen harflerin ifade ettiği rakam değerlerinin (ebced hesabı) belli bir usulle karelere yerleştirilerek şekiller (vefk) oluşturulması biçimindedir.
Kadim kültürlerdeki inanca göre ebced harfleriyle sayılar arasında gizli bir ilişki bulunmaktadır ve her harf tanrıya veya semavî güçlerden birine tekabül etmektedir. Dolayısıyla harflere yüklenen sayı değerleri kullanılarak elde edilen ebced hesabı sırrî varlıklar dünyasıyla (meselâ cinler) ilişki kurmanın bir yolu olarak düşünülmüştür.
Ebcedde yer alan yirmi sekiz harfin ilk dokuzuna 1’den başlamak üzere tek hâneli, ondan sonra gelen onuna 10’arlı, daha sonra gelen onuna 100’erli değerler yüklenir, böylece son harfe 1000 değeri verilir. Meselâ insanları bir araya getirmek için “yâ câmi‘”,
vesvese ve evhama kapılanları iyileştirmek için “es-selâm”, işlerin açılması ve iyi gitmesi için “yâ fettâh”,
rızkın çoğalması için “yâ rezzâk” isminden;
insanları kötülüklerden korumak için Âyetü’l-kürsî, Muavvizeteyn gibi sûrelerle çeşitli şifa âyetlerinden,
bir şahsı celbetmek için onun ve annesinin adıyla bir araya getirilmesi istenen kişinin ve annesinin adlarından bir vefk oluşturulur.
Bu amaçla misk ve za‘ferandan yapılmış güzel kokulu mürekkep kullanılır.
Muskalar üçgen, dörtgen, kalp ve silindir biçiminde katlanarak en az üç kat olmak üzere muşambaya sarılıp dikildikten sonra boyuna veya koltuk altına asılır ya da belden yukarı ve ön tarafta elbisenin görünmeyen bir yerinde taşınır.
Bazı yörelerde üçgen şeklindekilere MUSKA, dikdörtgen ve silindir biçiminde olanlara “MUTLAK” denilir. Üçgen iki muskanın birbirine geçmesinden altıgen şeklinde muskalar elde edilir.
Üzerinde Âyetü’l-kürsî, Fâtiha, İsrâ ve Kalem sûreleriyle “karınca duası” yazılı olan muskalara “BOYLAMA”,
Allah’ın bin bir ismini kapsayan ve kötülüklerden korunmada mânevî bir zırh kabul edilene “CEVŞEN”, omuzdan bele doğru çapraz olarak asılana “HAMAYİL”
(hamâil, hamaylı), yazıları küçültülmüş dualardan oluşan kitapçık şeklindekine “EN AM” adı verilir. Muska karşılığında Kuzey Afrika’da “hırz”, Doğu Arabistan’da “hamâye, hâfız, ûze” gibi kelimeler kullanılır.
MUSKA NERELER İÇİN YAPILIR
1-)genellikle büyünün bozulması,
2-)iki kişi arasında muhabbet sağlanması,
3-)eşleri birbirine ısındırma ,
4-)kısmetin açılması;
5-)sebebi belirsiz korku, baş ve karın ağrısı, sara gibi hastalıkların tedavisi;
6-)zararlı hayvanlardan, eşkıya ve zorbalardan korunma,
7-)ziraat ve ticaretin hareketlendirilmesi gibi amaçlarla yapılır.
6- Küçük çocuklara muska yazmak caizdir. Nitekim hadisi şerifte
RESULULLAH (SAV) ZAMANINDA NUSKA ÇOCUKLARIN BOYNUNA ASILIRDI
HADİS ; Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı (Ebu Davııd, Nesâî, Tirmizî
KOCASININ KENDİSİNİ SEVMESİ VE EZİYET ETMEMESİ İÇİN KADINA MUSKA YAZMAK CAİZDİR
RESULULLAH (SAV) BUYURDU KARI KOCAYI BİRBİRİNE ISINDIRMAK İÇİN NUSKA YAZMAK CAİZDİR
HADİS-Kocasının sevmesi ve kendisine eziyet etmemesi için, bir kadına, Kuran-ı kerimden ve Selef-i salihinin bildirdikleri dualardan muska yazmak, karşılık olarak bir şey istememek şartıyla caizdir. (Fetava-yı hadisiyye)
NAYLONLA SARILMIŞ MUSKAYLA BANYOYA VE TUVALETE GİRİLEBİLİR
RESULULLAH (SAV) BUYURDU AYETİ KERİME VE DUA YAZILI MUŞAMBA NAYLON GİBİ SU GEÇİRMEZ BİR ŞEYE SARILI OLARAK CÜNÜPTE TAŞIR TUVALATE VE BANYOYADA GİRİLİR
HADİS: -Âyet-i kerime ve dua yazılı muskayı muşamba, naylon gibi su geçirmez şeylere sarılı olarak cünübün bile taşıması ve helâya girmesi caizdir. (Halebi, Dürr-ül-muhtar)
RESULULLAH (SAV) BUYURDU HASTANIN ŞİFA İÇİN KURAN OKUMASI VEYA KAĞIDA YAZIP MUSKA OLARAK TAŞIMASI YAHUT OKUNMUŞ SU İÇİLMESİ SUYU AĞRIYAN YERE SÜRMESİ CAİZDİR
HADİS:- Hastanın ve hayvan sokanın, şifa için Kuran-ı kerim okuması veya kâğıda yazıp muska olarak taşıması yahut tas içinde ıslatıp bu suyu içmesi, bu suyla ağrıyan yeri yıkaması caizdir. Meşru olan meşhur dualarla muska yapmak ve üzerinde taşımak caizdir. (Hindiyye)
MUSKA YAZMAK VE TAŞIMAK SUYA VE KİŞİYE OKUYUP ÜFLEMEK CAİZDİR
RESULULLAH (SAV) A BİR KÖYLÜ GELDİ CİN ÇARPMASINDAN AĞIR HASTA İDİ RESULULLAH AYATİ HIRZ DENİLEN AYETLERİ OKUYUP HASTAYA ÜFLEDİ HASTA HEMEN İYİ OLUP KALKTI
HADİS: Eshab-ı kiramdan Übeyyübni Ka’b radıyallahü anh diyor ki:
Resulullahın yanında oturuyordum. Bir köylü geldi. Kardeşinin ağır hasta olduğunu söyledi. (Hastalığı nedir?) diye sorulunca, cin çarpması dedi. Resulullah, (Kardeşini buraya getir) buyurdu. Kardeşi gelip oturdu. Resulullah [âyât-ı hırz olarak bilinen] âyetleri okuyup hastaya üfledi. Hemen iyi olup, kalktı. (Beyheki, Hakim)
RESULULLAH (SAV) OKUDUĞU VE TAVSİYE ETTİĞİ HIRZ AYETLERİ
HIRZ CİN VE ŞEYTANIN ŞERRİNDEN KORUNMAK HASTALIK VE MUSİBET GİBİ RAHATSIZLIKLARDAN KURTULMAK DEMEKTİR BU AYETLEREDE HIRZ AYETLERİ DENİR HIRZ AYETLERİ ŞUNLARDIR
Hırz ayetleri Kur'an-ı Kerim'deki sırasıyla şunlardır:
- Fâtiha suresi,
- Bakara suresi: 1-5; 163,164; 255-257 ve 285, 286. ayetler,
- Âl-i İmrân suresi: 18,19. âyetten sadece: "İnneddîne indellâh-il-islâm" kısmı, 26, 27, 154. ayetler,
- En'âm suresi: 17. ayet,
- A'râf suresi: 54-56. ayetler,
- Tevbe suresi: 51,128 ve 129. ayetler,
- Yunûs suresi: 107. ayet,
- Hûd suresi: 56. ayet,
- İbrahim suresi: 12. ayet,
- İsrâ suresi: 43, 110 ve 111. ayetler,
- Mü'minûn suresi: 116-118. ayetler,
- Ankebût suresi: 60. ayet,
- Rûm suresi: 17 ve 18. ayetler,
- Fâtır suresi: 2. ayet,
- Yasin suresi: 83. ayet,
- Saffât suresi: 1-11 (ilk on bir ayet), 180-182. ayetler,
- Feth suresi: 27-29. ayetler,
- Rahmân suresi: 33-36. ayetler,
- Hadîd suresi: 1-5 (ilk beş) ayetler,
- Haşr suresi: 21-24. ayetler,
- Cin suresi: 1-6 (ilk altı) ayetler,
- Burûc suresi: 20-22. ayetler,
- İhlâs suresi,
- Felak ve Nâs sûreleri.
Bu ayetler cin ve şeytan şerrinden kurtulmak için ve sara hastalığına ve sihre, büyüye karşı korunmak için yedi gün okunur ve bu âyetleri kişi üzerinde taşıyabilir.

PEYGAMBERİMİZ NUSKA YAPILMASINA İZİN VERMİŞTİR
RESULULLAH (SAV) HZ ENES ANLATIYOR ZEHİRE KARŞI GÖZ DEĞMESİNE KARŞI NEMLE KURDUNA KARŞI RUKYE YAPMAMIZA MÜSAADE ETTİ
HADİS: 3993 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye yapmamıza ruhsat tanıdı."
Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Davud, Tıbb 18, (3889); Tirmizi, Tıbb 15, (2057).
RESULULLAH (SAV) BUYURDU RUKYE GÖZ DEĞMESİNE VEYA ZEHİRE VEYA KESİLMEYEN KANA KARŞI YAPILIR
HADİS3994 - Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Rukye göz değmesine veya zehire veya kesilmeyen kana karşı yapılır" denmiştir.
Ebu Davud, 18, (3889).
RESULULLAH (SAV) BUYURDU RUKYE NAZARA KARŞI VEYA ZEHİRE SOKMAYA KARŞI VARDIR
HADİS3995 - Yine Ebu Davud'un Sehl İbnu Huneyf'ten yaptığı bir diğer rivayetinde: "Rukye nefse (insana değen gözden), veya zehire veya sokmaya karşı vardır."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3888).
PEYGAMBERİMİZİN AĞRISI OLANLARIN OKUYACAĞI DUAYI ÖĞRETMESİ
RESULULLAH (SAV) BUYURDU RESULULLAH HUMMAYA VE BÜTÜN AĞRILARA KARŞI ULU ALLAHIN ADIYLA KANLA KABARAN HER BİR DAMARDAN VE ATEŞ HARARETİNİN ŞERRİNDEN BÜYÜK ALLAHA SIĞINIRIM
HADİS3996 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hummâ'ya ve bütün ağrılara karşı şu duayı okumamızı öğretmişti: "Bismillahi'l-Kebiri eûzü billâhi'l-Azimi min külli ırkın na'arın ve min şerri harri'n nâr." "Ulu Allah'ın adıyla, kanla kabaran her bir damardan ve ateş harâretinin şerrinden büyük Allah'a sığınırım."
Tirmizi, Tıbb 26, (2076).
PEYGAMBERMİZİN HASTAYA OKUDUĞU DUA
RESULULLAH (SAV) KENDİNE HASTA GELDİĞİ ZAMAN EY İNSANLARIN RABBİ ACIYI GİDER ŞİFA VER SEN ŞAFİSİN SENİN ŞİFANDAN BAŞKA ŞİFA YOKTUR SENDEN HİÇBİR HASTALIĞI HARİÇ TUTMAYAN ŞİFA İSTİYORUM DİYE DUA EDERDİ
HADİS3997 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu: "Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz."
Tirmizi, Da'avat 122, (3560). Rivayet Buhari'de Hz. Aişe'den gelmiştir. Marda 20, Tıbb 39.
RESULULLAH (SAV) SABİT İBNÜ KAYS HASTALANINCA BANA ŞU DUAYI OKUDU EY İNSANLARIN RABBİ SABİTİTEN ACIYI KALDIR DEDİ SONRA TOPRAK ALARAK BARDAĞA KOYDU ÜZERİNE SU KOYUP NEFES ETTİ SONRA SU İLE KARIŞAN TOPRAĞI ÜZERİME SERPTİ
HADİS3998 - Sabit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: "Ey insanların Rabbi! Sabit İbni Kays İbni Şemmas'tan acıyı kaldır." Sonra (Medine'nin) Buthan (nam vadi)den toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti."
Ebu Davud, Tıbb 18, (3885).
RESULULLAH (SAV) CİNLERDEN VE NAZARDAN KORUNMAK İÇİN MUAVEZETAYN SURELERİNİ OKURDU
HADİS3999 - Ebu Sâ'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor. "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm cinlerden ve insanın göz (değmes)inden (çeşitli dualar okuyarak) Allah'a sığınırdı. Muavvizeteyn (Nas ve Felak sureleri) nazil olunca bu iki sureyi esas aldı, diğerlerini terketti."
Tirmizi, Tıbb 16, (2059); İbnu Mace, Tıbb 33, (3511).
CEBRAİLİN PEYGAMBERMİZİN HASTALIĞINDA ONA OKUDUĞU DUA
RESULULLAH (SAV) HASTA İKEN CEBRAİL(AS) GELDİ VE SENİ ALLAHIN ADIYLA SANA EZA VEREN BÜTÜN HASTALIKLARA KARŞI BÜTÜN KÖTÜ NEFİS VE HASETCİ GÖZLERE KARŞI SANA OKUYORUM
HADİS4000 - Yine Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Cibril aleyhisselam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına geldi ve: "Ey Muhammed, hasta mısın? diye sordu. "Evet!" cevabını alınca, Cibril aleyhisselam şu duayı okudu: "Bismillahi erkîke, min külli dâin yü'zîke ve min şerri külli nefsin ev aynin hâdisin. Allahu yeşfike, bismillahi erkîke. (Seni Allah'ın adıyla, sana eza veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedci gözlere karşı sana okuyorum. Allah sana şifa versin, ben Allah'ın adıyla sana dua ediyorum)."
Müslim, Selam 40, (2186); Tirmizi, Cenaiz 4, (972)
PEYGAMBERİMİZİN TAVSİYE ETTİĞİ BAŞKA DUA.
RESULULLAH (SAV) BUYURDU SİZDEN KİM HASTALANIRSA ŞU DUAYI OKUSUN EY HUZURU SENAVATİ DOLDURAN RABBİM SENİN İSMİN MUKADDESTİR SENİN EMRİN ARZ VE SEMADADIR TIPKI RAHMETİN SEMADA OLDUĞU GİBİ ARZADA RAHMETİNDEN GÖNDER VE BİZZİM GÜNAHLARIMIZI VE HATALARIMIZ AFFET SEN BÜTÜN İYİ KİMSELERİN RABBİSİN BU AĞRIYI RAHMETİNDEN BİR RAHMET ŞİFANDAN BİR ŞİFA İNDİR İYİLEŞTİR
HADİS4001 - Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ın anlattığına göre, kendisine bir adam gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını söyledi. O da adama: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan şöyle söylediğini işittim" dedi: "Sizden kim hastalanırsa şu duayı okusun: "Rabbunâ'llahu'llezi fi's-semâî tekaddese ismüke, emrüke fi's-semâî ve'l-ardı kema rahmetike fi's-semâî fec'al rahmeteke fi'l-ardı. Vegfir lenâ hûbenâ ve hatâyânâ. Ente Rabbu't-tayyıbîn. Enzil rahmeten min rahmetike ve şifâen min şifâike ala hâza'l vec'i fe yebreu. (Ey huzuru semavatı dolduran Rabbim! Senin ismin mukaddestir. Senin emrin arz ve semadadır, tıpkı Rahmetin semada olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim günahlarımızı ve hatalarımızı affet. Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir, iyileşsin."
(Ebu'd-Derda radıyallahu anh, adama) bu duayı okumasını emretti. O da okudu ve iyileşti."
Ebu Davud, Tıbb 19, (3892).
RESULULLAH (SAV) HASTA SAHABİYE ELİNİ ARIYAN YERİNE KOY VE ŞU DUAYI OKU DEDİ 3 KERE Üç kere: "Bismillah" tan sonra yedi kere,( "Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru )BESMELEDEN SONRA YEDİ KERE BEDENİMDE ÇEKMEKTE OLDUĞUM ŞU HASTALIĞIN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞINIRIM DİYECEKSİN
HADİS: 4002 - Osman İbnu Ebi'l-As radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum bir ağrımı söyledim. Bana: "Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku!" buyurdu. Dua şu idi: Üç kere: "Bismillah" tan sonra yedi kere, "Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru." "Bedenimde çekmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum" diyecektim.
Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâla hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım."
Müslim, Selam 67-(2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Davud, Tıbb 19, (389); Tirmizi, Tıbb 29, (2081)
MUSKA YAZMAK YAZDRMAK ÜZERİNDE TAŞIMAK CAİZDİR HARAM OLAN BUNUN TİCARETİNİ YAPMAKTIR PAZARLIK OLMADAN EL EMEĞİ KARŞILIĞINDA HEDİYE VERMEK CAİZDİR
Sonuç olarak Muska yazmak, yazdırmak, taşımak caizdir. Haram olan bunun ticaretini yapmaktır. Muska yazan asla para muhabbeti yapmaz ancak nuskayı yazdıran gönlünden geçtiği kadar el emeği ve hediye olarak vermesinde sakınca yoktur. Çünkü hediye alıp vermek sünnettir.
Abdullah b. Amr b. el-As (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendilerine korkuya karşı şu sözleri öğretirdi:
RESULULLAH (SAV) BUYURDU BELANIN İNMESİNDEN ÖNCEDE SONRADA MUSKANIN TAKILMASINDA MAHZUR YOKTUR
“HADİS: Belanın inmesinden önce de sonra da Kur’an’dan olan muskanın takılmasında bir mahzur yoktur.”
(Deylemi, el-Firdevs, V, 202, Hadis no: 7950
Atâ’ın, boynuna muska veya Kur’an takılı olan adetli hanım için şunu söylediği rivayet edilmiştir:
RESULULLAH (SAV) BUYURDU EĞER NUSKADA AYET VE DUA VARSA ONU ASABİLİRSİN
HADİS:“Eğer muska Allah’ın kitabından veya Rasûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) gelen bir şeyden ise, gücün yettiği kadar onu as ve onunla şifa dile” dedi.
Bunun üzerine ben de dedim ki: “Şu duayı dördüncü günde geri dönen sıtma hastalığına karşı yazayım mı?”
O da: “Evet” dedi.
DUA ŞUDUR
“Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla Muhammed de Allah’ın peygamberidir.
Ey Cebrâîl’in, Mikail’in ve İsrafil’in Rabbi, Sen bu yazının sahibine kendi çârenle, kuvvetinle, azametinle şifa ver. Sen hak olan ilahsın. Âmin.”
(İbnu’l-Kayyim, “Zadu’l-Mead”, II, 166)
RESULULLAH (SAV) BUYURDU SAHABE NUSKAYI TAVSİYE EDERDİ
HADİS: İbnu’l-Kayyim diyor ki: “Ahmed b. Hanbel, Aişe’den (radıyallahu anha) ve başkalarından muska hakkında kolaylık tanıdıklarını söylemiştir.
AHMET BİN HANBEL MUSKA TAKMAKTA MAHZUR YOK DEMİŞTİR
HADİS: Ahmed b. Hanbel’e, bela geldikten sonra muska takılması sorulmuş: “Umarım ki bunda bir mahzur olmasın” demiştir.
SAHABEDEN ABDULLAH BİN AHMETİN BABASI KORKMUŞ VE SITMAYA YAKALANMIŞ OLANLARA MUSKA YAZARDI
HADİS: Hallâl demiştir ki: Abdullah b. Ahmed bize anlatarak dedi ki: “Ben babamın korkmuş ve sıtmaya yakalanmış kimse için muska yazdığını gördüm.”
SAHABEDEN EBU ABDULLAH NUSKA YAZIP ARKADAŞINA GÖNDERMİŞTİR
HADİS: Mervezi diyor ki: “Ebû Abdullah’a, benim sıtmaya yakalandığım haberi ulaşmış. O da benim için sıtmaya karşı Muhammed b. Bakır’ın yukarıda izin verdiği duayı bir kâğıt parçasına yazıp gönderdi.” (İbnu’l-Kayyim, “Zadu’l-Mead”, II, 166)
RESULULLAH (SAV) BUYURDU EY TÜM İNSANLARIN RABBİ BU SIKINTIYI GİDER SENİN ŞİFANDAN BAŞKA ŞİFA YOKTUR DİYE DUA ETMEN SANA YETER
HADİS: "Ey tüm insanların Rabb'i (olan Allah'ım. Benden) bu sıkıntıyı gider, (yegâne) şifa verici sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. (Bana) hiç hastalık bırakmayacak bir şifa ver" diyerek dua etmen sana yeter.
(Buhari, Merzâ, 20, 38, 40; Muslim, Selâm 46-49; Ebu Davud, Tıb, Bab 17, Hadis no : 3883; Tirmizî, Da'avât 111; İbn Mâce, Cenâiz 46, tıb 19, 36, 39; Ahmed b. Hanbel, IV, 259, VI, 44, 45, 50, 108, 109, 114, 120, 125, 126, 127, 131, 208, 261, 278, 280)
İbn Hacer el-Askalanî, alimlerin şu üç şartın bulunmasıyla rukyenin caiz olacağı üzerinde görüş birliği içerisinde olduklarını bildirmektedir:
ŞU 3 ŞART OLURSA RUKYE CAİZDİR
a) Allah Teala'nın kelamıyla (âyetlerle), isimleri veya sıfatlarıyla olması;
b) Arap diliyle veya başka bir dille, anlaşılır olacak şekilde yapılması;
c) Yapılan rukyenin bizzat faydasının dokunduğuna değil, umulan faydanın Allah Teâlâ tarafından gönderildiğine inanılması (Fethul-Barî, X, 206).
.Hz. Aişe (r.anh)'dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir:
RESULULLAH (SAV) YATAĞA DÜŞTÜĞÜ ZAMAN İHLAS FELAK VE NAS SURELERİNİ OKUYARAK AVUCUNA ÜFLEDİ VE SONRA ELLERİYLE YÜZÜNÜ VE VUCUDUNUN ELİNİN YETİŞTİĞİ HER TARAFINI MESHETTİ
HADİS:"Rasûlüllah (s.a.s) son hastalığında muavvizeteyni okuyup kendisine üflüyordu. Hastalığı ağırlaştığı zaman onları okuyarak üzerine üflüyor ve onların bereketi için elini meshediyordum." (Buharî, Tıb, 32; Müslim, Selâm, 51-52)
Yine Hz. Aişe (r.anh) Rasûlüllah (s.a.s)'ın hastalığından bahsederken şunları söylemektedir:
RESULULLAH (SAV) YATAĞA DÜŞTÜĞÜ ZAMAN İHLAS FELAK VE NAS SURELERİNİ OKUYARAK AVUCUNA ÜFLEDİ VE SONRA ELLERİYLE YÜZÜNÜ VE VUCUDUNUN ELİNİN YETİŞTİĞİ HER TARAFINI MESHETTİ
HADİS: "Rasûlüllah (s.a.s) yatağa düştüğü zaman, İhlas süresi ve Mu'avvizeteyn'in tamamını okuyarak avucuna üfledi ve sonra elleriyle yüzünü ve vücudunun elinin yetiştiği her tarafını meshetti." (Buharî, Tıb, 39).
RESULULLAH (SAV) BUYURDU ALLAHIM HASTALIĞI GİDER ŞİFA VER ŞİFA VEREN SENSİN
HADİS. Rasûlüllah (s.a.s)'ın hastalanan bazı kimselere, Mu'avvizeteyn okuyup, onları sağ eliyle meshettiği ve peşinden de şöyle söylediği rivâyet edilmektedir:
"Ey insanların Rabbi olan Allah'ım hastalığı gider; buna şifa ver. Şifa veren yalnız sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hastalık bırakmayan şifa ver." (Buhari, Tıb, 37).

RESULULLAH (SAV) BUYURDU SİZDEN HER KİM KARDEŞİNE FAYDA VERMEYE GÜÇ GETİRİRSE ONA FAYDALI OLSUN
HADİS: Ya Rasûlüllah! Biz bir tür rukye yapardık ve onunla akrep sokmalarına karşı korunurduk.
" Rasûlüllah; "Ona dönün onda bir kötülük görmüyorum. Sizden her kim kardeşine fayda vermeye güç yetirirse ona faydalı olsun." (Müslim, Selam, 63)

İSLAMDA ZİHAR

 

İSLAMDA ZİHAR HARAMDIR
ZİHAR: Bir kimsenin karısına "sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek, onu kendisine haram kılmasıdır. Zıhar : "zehr" kökündendir, kelime anlamı sırt demektir.
İslâm öncesi Arap toplumunda bir adam, karısının herhangi bir davranışına kızdığı zaman, ona, "sen bana anamın sırtı gibisin" derdi. Bunun üzerine karısı ona haram olurdu. Fakat bu boşanma sayılmazdı. Aralarındaki aile bağları kopmasa bile helal kabul edilmezdi. Ancak tam anlamıyla boşanmış da sayılamayacağı için kadın, başka bir yol seçemezdi.
Cahiliye dönemi toplum yapısı incelendiğinde, kadınların erkekler karşısında yok denecek kadar az imtiyaza sahip oldukları görülmektedir. Hele kocasının sudan sebeplere dayandırarak söylediği, "Sen bana anamın sırtı gibisin" sözüyle karşılaşan kadın, tamamen yalnızlığa terk ediliyordu.
Zıhar olayı, ilgili Ayetler nazil oluncaya kadar, cahiliye döneminde yaşandığı şekliyle devam etti. Bu Ayetlerin nüzul sebebi hakkında Havle Binti Mâlik bin Sa'lebe'den şu hadis rivayet edilmiştir:
HADİS: "Kocam Evs b. Samit bana zihar yaptı. Ben de Rasûlüllah (s.a.v)'a giderek durumu anlattım ve şikâyet ettim. Rasûlüllah (s.a.s) bana ısrarla, Allah'tan kork, Evs senin amcaoğlundur. Ona iyi davran" diye buyuruyordu. Nitekim bir müddet sonra hakkımda şu Ayetler nazil oldu: AYET: "Habibim, zevci hakkında seninle mücadele eden (nihayet halinden) Allah'a da şikâyet etmekte olan (kadın)'ın sözünü (umulduğu vecih ile) Allah dinlemiştir. Allah sizin konuşmanızı zaten işitiyordu. Çünkü Allah hakkıyla işitici, kemaliyle görücüdür’’.
İçinizden zıhar yapagelenlerin karıları, onların anaları değildir. Anaları kendilerini doğurandan başkası değildir. Şüphe yok ki onlar herhalde çirkin ve yalan bir laf söylüyorlar. Muhakkak ki Allah bağışlayıcı, çok bağışlayıcıdır.
Kadınlardan zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra dediklerini geri alacaklar için birbiriyle temas etmezden evvel, bir köle azad etmek (lazımdır). İşte size bununla öğüt veriliyor. Allah ne yaparsanız, hakkı ile haberdardır.
Fakat kim (bunu) bulamazsa, (yine) birbiriyle temas etmezden evvel, fasılasız iki ay oruç (tutsun). Buna da güç yetiremezse altmış yoksul (doyursun). (Kefaretteki) bu (hafifletme) Allah'a ve peygamberine iman (da) sebat etmekte olduğunuz içindir. Bu (hükümler) Allah'ın (tayin ettiği) hadlerdir. (Bunları kabul etmeyen) kâfirler için ise elem verici azab vardır" (el-Mücadele, 58/1-4 bk.; İbn Kesir, Tefsir, İstanbul 1985, VIII, 8 vd).
Havle binti Mâlik bin Sa'l-ebe şöyle devam ediyor:
HADİS: "Ayet nazil olduktan sonra Rasûlüllah (s.a.s); "Kocan seninle temas etmeden evvel bir köle azad etsin" dedi. Ben de "Kölesi yok" dedim. Rasûlüllah, "Öyleyse iki ay oruç tutsun" dedi. "Yâ Rasûlüllah, o yaşlıdır, o kadar oruç tutamaz" dedim. Rasûlüllah (s.a.s): "Öyleyse 60 miskini doyursun"buyurdu. "Onun sadaka verecek birşeyi de yoktur" dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s): Ben ona altmış sa' hurma vereyim " buyurdu. "Bir altmış sa' da ben veririm." dedim. Rasûlüllah (s.a.s) "İyi yaparsın. Sen onun yerine altmış yoksulu doyur ve amcaoğlunun yanına git" buyurdu.
Zihar, cahiliyye döneminde talakın en ağır şekliydi. Çünkü ziharla zevce, ebedi haram olan anne gibi, ebedi haram kılınıyordu. Bu sebeple zihar yapan birisinin zevcesini tekrar alması hiçbir şekilde caiz değildi. İslâm bu hükmü geçersiz kıldı. Yine de kefaret verinceye kadar geçici bir haramlığa sebebiyet verdiğini kabul etti. Cahiliyet dönemindeki gibi onu kesin bir talak gibi görmedi.
Ulema, ziharın haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu sebeple zihar yapmak caiz değildir. Üstelik yalan ve iftiradır. Zihar yapan kimse büyük günah işlemiş olur. Zıhar yapan kimseye, kefaret verinceye kadar zevcesine yaklaşması haramdır. Ve pişman olup zevcesini geri almak isteyenlerin de keffaret vermesi farzdır.
Hanefi, Mâlikî ve Hanbelîlere göre keffaret vermeden evvel her türlü yakınlık (öpmek, sarılmak vb) haramdır. İmam Sevrî ve İmam Şâfiî'ye göre değildir. Çünkü âyette yalnız "temas" zikredilmiştir. İmam Mâlik ise, cariyeye zihar yapmayı sahih görmüştür. Ayrıca fakihler, kadının kocasına zihar yapamayacağı hususunda görüş birliğindedirler. Zihar keffareti bir köle azad etmektir. Hanefîlere göre kölenin kâfir, Müslüman, erkek, kadın, büyük küçük olması önemli değildir. Ancak akıllı ve azalarının tam olması gerekir. Şâfiî ve Malikilere göre, azad edilecek kölenin mü'min olması şarttır.
Eğer köle yok ise, altmış gün aralıksız oruç tutulur. Hastalık ve yaşlılık gibi sebeplerden dolayı oruç tutmayan kimseler ise, altmış fakiri doyururlar. Şâfiî ve Mâlik'e göre ise bir fakire altmış gün veya her gün için yarım sa' verilmesi yeterlidir.
Fukaranın çoğunluğuna göre zıhar yapan kimse, kefaretini vermeden önce zevcesiyle münasebette bulunursa Allah (c.c)'a isyan etmiş ve günah işlemiş olur. Tövbe ederek, kefaretini verinceye kadar zevcesiyle yeniden temasta bulunamaz. Kefaretinde de artma olmaz.

İSLAMDA EZAN

   

İSLAMDA EZAN
EZAN: lugatta “i’lam” yani “bildirmek” demektir. Istılahta ise, farz namazlar için muayyen vakitlerde malum lafızlarla okunan mübarek sözlere “ezan” denir. Ezan okuyan kişiye de “müezzin” adı verilir. Ezan, hicretin birinci yılında meşru kılınmış olup, meşruiyyeti Kur’an ile sabittir. Kur’an-ı Kerim’de;
AYET: [Maide, 58] “(Ezanla) birbirinizi namaza çağırdığınız zaman.” Başka ayette
AYET: [Cuma, 9] “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman.” buyurulmaktadır.
EZAN NASIL TESBİT EDİLDİ?
Hicretin birinci yılında Medine-i Münevvere’de Mescid-i Nebevi tamamlanınca cemaatle namaz kılınmaya başlandı. Müslümanlar, namaz vakitleri gelmeden önce mescidin yanında toplanıp namaz vaktinin girmesini beklerlerdi. Bu arada Hz. Bilal-i Habeşi (ra), Rasûlullah’ın emriyle cemaate “es-selah, es-selah” (namaza namaza) veya “es-selatu camiğatun” (namaz toplayıcıdır / cemaatle namaza) diye seslenirdi. Ancak bu usül, Müslümanları zamanında cemaate toplanmaya ve onları cemaatten mahrum etmemeye elverişli değildi. Nitekim mescide erken gelen sahabiler namaz vaktini bekleyerek işlerinden olurlar, geç gelen sahabiler ise namaza yetişemezlerdi. Bu sebeple namazları zamanında bildirecek bir alamete ihtiyaç duyuldu.
Bu iş için Resûlullah’ın riyasetinde bir istişare heyeti toplandı. Mecliste bulunan sahabiler tarafından çeşitli teklifler gündeme getirildi. Bazıları “Namaz vakti gelince yüksek bir yere bayrak dikelim, onu görenler birbirlerine haber verirler” dediler. Resulullah bu görüşü münasip bulmadı. Yine Resulullah “boru çalınması” teklifini yahudilerin, “çan çalınması” teklifini hiristiyanların, “ateş yakılması” teklifini de mecusilerin adeti olduğu gerekçesiyle kabul etmedi. Neticede istişare heyeti bu hususu karara bağlayamadan dağıldı. Resulullah da bu hususta Allah’tan vahiy beklemeye başladı.
Ertesi sabah Abdullah b. Zeyd, Resulullaha gelerek; “Ya Resulullah, bu gece ben bir rüya gördüm. Rüyamda üzerinde iki parçadan oluşan bir elbise ve elinde bir çan bulunan biri yanıma geldi. Ben kendisine ‘Ey Allah’ın kulu; bu çanı satar mısın?’ diye sordum. O, ‘Çanı ne yapacaksın?’ dedi. Ben de ‘Onunla halkı namaza çağıracağız’ dedim. O ise, ‘Sana ondan daha hayırlı olanı söyleyeyim mi?’ dedi. Ben de ‘Olur, nedir?’ dedim. Bunun üzerine bana ezanı okudu...” diye anlattı.
Abdullah b. Zeyd’in rüyasını Resûlullah’a anlatması üzerine Resûlullah : “İnşaallah, bu hak rüyadır. Gördüğünü Bilal’e öğret. Çünkü onun sesi senin sesinden daha güzeldir” buyurdular. O da bunu Hz. Bilal’e öğretti. Bilal’de bu ezanı yüksek ve çok tatlı bir sesle okudu.
Ezan’ın Medine semalarında yayıldığı sırada, bu ilahi daveti duyan Hz. Ömer (ra), evinden çıkıp koşa koşa Resûlullah’a geldi ve “Ya Resûlullah, bunu ben rüyamda gördüm” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah; “Ey Ömer, vahiy sizi geçti. Siz bana gelip anlatmadan önce bu hususta vahiy geldi” diye buyurdu.
Abdullah İbn-i Ömer (ra) anlatıyor: (Sahih-i Buhari’den) “Müslümanlar muhacir olarak Medine’ye geldikleri zaman, bir araya toplanıp, namaz vaktini gözetlerlerdi. Bir gün bu husus hakkında aralarında müşavere ettiler. Bazıları Hiristiyanların çanı gibi, çan kullanılsın, bazıları da çan olmasın da, Yahudilerin nefirisi gibi boru çalınsın teklifinde bulundu. Hz. Ömer (ra) ise; “Öyle ama, namaza insanları çağırmak için neden bir adam görevlendirmiyoruz” dedi. Resûl-i Ekrem (sav) bunun üzerine: “Haydi Bilâl kalk, namaz için nida et” buyurdu”... İmam Kasani; Abdullah b. Zeyd’in, bu müşavereden sonra ezânı rüyasında gördüğünü ve bu durumu Resûl-i Ekrem (sav)’e bildirdiğini kaydettikten sonra, Hz. Ömer (ra)’in de aynı günlerde ezânı rüyasında işittiğini kaydediyor... İbn-i Abidin bu konuda şunları kaydediyor: “Fethû’l Kadir sahibi, Abdullah b. Zeyd kıssasını “Sirac”dan naklen ve tamamen isnadlarıyla nakletmiştir. Bu kıssada aynı rüyayı o gece Hz. Ömer (ra)’in de gördüğü bildirilmektedir. “Minhac” haşiyesinde Hafız İbn-i Hacer’den naklen şöyle deniliyor: Bunu Abdurrezzak ile Ebû Davûd’un Murasil’inde rivayet ettiği şu haber te’yid eder: Hz. Ömer (ra) Ezân rüyasını görünce haber vermek için Peygamber (sav)’e geldi. Fakat bu hususta vahyi gelmiş buldu. Onu Bilâl’in Ezânından başka şaşırtan şey olmadı. Bunun üzerine Peygamber (sav): “Bu hususta vahiy seni geçti” buyurdu .
EZANDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
1- Ezan mutlaka Arapça okunmalıdır. Çünkü ezan Müslümanların birlik ve beraberlik sembolüdür. Eğer ezan ayrı dillerde okunursa birlik sağlanamaz. Türkün okuduğu ezanı arap anlayamaz. Müminler arasındaki birlik ve ahenk bozulur.
2- Ezanı Müslümanların sevip saydığı güvenilir, İslam ahlakı ile ahlaklanmış olanların okuması gerekir. Toplumun sevmediği , günahkar, kötü kişilerin okuduğu ezan Müslümanları toplama da başarısız olur.
3- Ezan okuyan kişinin sesi gür ve güzel olmalıdır. Güzel okunan ezan insanları cezp eder. Kalplerini yumuşatır. İslama ısındırır. Nitekim birçok hiristiyan,Yahudi ve benzeri dinlere mahsus birçok kişi ezandan etkilenerek Müslüman olmuşlardır.
4- Ezan ağır ağır, Kamet hızlı okunmalıdır.
5- Ezan okuyan müezzin teganni yapmamalıdır.( Harfleri yanlış okumamalıdır.)
6- Ezan okuyan müezzin verilen selamı almaz, konuşmaz.
7- Ezan ayakta okunmalıdır.
8- Ezan kıbleye karşı okunmalıdır.
9- Ezan abdesli olarak okunmalıdır.
10- Ezanı kadın veya çocuk okursa batıldır. Tekrar okunmalıdır.
11- Ezan namaz vaktinden önce okunduğunda tekrar edilmelidir.
12- Ezanı kafiri ve deli okursa batıldır. Tekrar okunmalıdır.
13- Ezan okuyan sarhoşun okuduğu batıldır. Tekrar edilmelidir.
EZAN DİNLEMENİN ADABI
1- Ezan okunurken konuşulmaz. Müzik v.b şeyler dinliyorsa vaz geçer ezanı dinler. Hatta kuran okuyan kişi kuran okumayı bırakır ezanı dinler.
2- Ezanı dinleyen kişi ezanı içinden tekrar eder. Haya lesselah ve hayyalel felah okunduğunda( la havle vela guvvete illa billah) der.
3- Sabah ezanında Esselatü hayrünminennevm okunduğunda (sadakte ve berirte )’’Doğru söylüyorsun’’ denir.
4- Ezanı dinleyen kişi cünüpte olsa ezanı içinden tekrar eder. Ancak aybaşı olan kadın tekrar etmez.
5- Ezanı dinleyen kişi elindeki işe ara verir.
6- Ezanın sonunda şu dua okunur.
VESİLE DUASI:
"Allahumme Rebbe hazihi'd-dağveti't-tamme. Vesselatil gâimeti ati Muhammedenil vesilete vel fazilete veddereceter-refîğate. vebğashu makamen Mahmudenillezi veğadteh. İnneke lâ tühlifü'l-mîâd
ANLAMI
"Ey benim Allahım! Ey bu tam davetin ve vakti gelen, kılınacak olan namazın Rabbi. Peygamberimiz Muhammed (S.A.V)'e vesileyi, fazileti ve yüksek dereceyi ihsan et. O'nu kendisine va'dettiğin Makam-ı Mahmud'a eriştir. Muhakkak Sen va'dinden dönmezsin."
HADİS:"Kim ezanı işittiği zaman, Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın Rabbi olan Allahım Muhammed (s.a.v)'e vesileyi ve fazileti ver. O'nu kendisine va'dettiğin Makam-ı Mahmud'a ulaştır, diye dua ederse kıyamet gününde o kimseye şefaatim vacip olur." (Buhari)

15 Eylül 2022 Perşembe

İSLAMDA UĞUR VE UĞURSUZLUK


İSLAMDA UĞUR VE UĞURSUZLUK
Kıymetli okurlarım her konuda olduğu gibi bu konuda da doğru bildiğimiz birçok yanlışlarımız mevcuttur.
Uğursuzluğa inanmak, bir şeyin kötülük, şanssızlık getirdiğine inanmaktır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
AYET:( Araf-131)“Onlara bir iyilik gelince, “Bu bizim hakkımızdır” derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı.”
Unutmayalım ki; insanın başına Yüce Allah’ın dilemesinden başka hiçbir şey gelmemektedir.
Geliniz ayete kulak verelim
AYET(Yunus-107)"Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu, O’ndan başka giderebilecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. O bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."
Araplardan biri yolculuk etmek ya da başka bir iş yapmak istediği zaman bir kuş tutar ve salıverirdi. Kuş sağ tarafa giderse uğurlu sayar ve o işe başlardı. Sol tarafa giderse bunu uğursuz kabul eder ve isteğinden vazgeçerdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu davranışın hükmünü şu hadisinde bildirmiştir:
HADİS: “Uğursuzluğa inanmak şirktir.”
(Ahmed Müsned 1/389, Albânî Sahihu’l-Cami 3955)
HADİS: “Uğur tutmak veya uğursuz saymak için kuş uçuran ve uçurtan, sihir yapan veya yaptıran bizden değildir. Kim bir falcıya gider de söylediğine inanırsa O kimse Muhammed’e(S.A.V)’e indirileni inkâr etmiş olur” (ElcamiusSağîr H.No:7680) buyurmaktadır. Allah Teâlâ’dan ister gibi başkasından istemek, (hâşâ) Allah’a güvenmemek manasını taşır ki; bu durum Allah’ın şanının yüceliğine aykırı bir davranıştır.
Tevhidin kemaline ters düşen bu haram davranışa şunlar da girer:
1) Ayların uğursuzluğuna inanmak. Safer ayında nikâh yapmamak gibi.
2) Günlerin uğursuzluğuna inanmak. Her ayın son Çarşamba gününün sürekli şanssız bir gün olduğuna inanmak gibi.
3) Rakamların uğursuzluğuna inanmak. 13 rakamı gibi.
4) İsimlerin ya da özürlü insanların uğursuzluğuna inanmak. Kişinin, dükkânını açmaya giderken yolda tek gözlü birini görüp, bunu uğursuzluk kabul ederek geri dönmesi gibi. Buna benzer tüm inanışlar haramdır ve şirktir. Resulullah(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunlara inanan kimselerden uzak olduğunu bildirmiştir.
İmran ibni Husayn (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
HADİS:‘Uğur yapan ve yaptıran, kâhinlik yapan ve yaptıran, sihir yapan ve yaptıran bizden değildir’ buyurdu.”
(Taberani Mucemu’l-Kebir 18/162, Albânî Sahihu’l-Cami 5435)
Uğursuzluk düşüncesine kapılan bir kimsenin yapması gereken şey, Abdullah İbni Amr (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği hadiste bildirilmiştir. İşte o hadis
HADİS: Resulullah (sav)'ın yanında uğursuzluktan bahsedilmişti. Buyurdular ki: "Bunun en iyisi fe'l (uğur çıkarma)dır. (Uğursuzluk inancı) bir müslümanı yolundan alıkoymasın. Biriniz hoşlanmadığı bir şey görecek olursa şu duayı okusun: "Allahümme la ye'ti bi'l-hasenatı illa ente ,ve la yedfe'u's-Seyyiati illa ente vela havle ve la kuvvete illa bike. (Allahım! Hayrı ancak sen verebilirsin, kötülüğü de ancak sen defedebilirsin. (İbadet, çalışma, korunma vs. için muhtaç olduğumuz) güç ve kuvvet de ancak sendendir.)
( Ebu Davud, Tıbb 24, (3919)
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
HADİS: ‘Uğursuzluk düşüncesi bir kimseyi işinden alıkoyarsa o kimse şirk koşmuştur.’
Sahabeler:
−Ey Allah’ın Rasulü! Bunun karşılığında ne yapmak gerekir? dediler.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘O kimsenin ‘Allah’ım! Senin verdiğin hayırdan başka hayır, senin verdiğin uğurdan başka uğur yoktur. Ve Senden başka ilah yoktur’ demesi gerekir’ buyurdu.”
(Ahmed Müsned 2/220, Albânî Es-Silsiletü’s-Sahiha 1065)
Az ya da çok kötümser olmak kişilerin tabiatında vardır. Bunun en önemli ilacı ise Allah (Azze ve Celle)’ye tevekkül etmektir. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
HADİS: “Hangimizin aklına böyle bir şey gelmez ki! Fakat Allah, onu tevekkülle giderir.”
(Ebu Davud 3910, Albânî Es-Silsiletü’s-Sahiha 430)
Enes radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
HADİS: "Hastalığın kendiliğinden bulaşması yoktur. Uğursuzluk da yoktur. Ben hayra yormayı yeğlerim." Sahâbîler:
- Hayra yorma (tefe'ül) nedir? dediler
- "Güzel, olumlu sözdür" buyurdu.
(Buhârî, Tıb 19, 43-45; Müslim, Selâm 102, 107, 110, 114, 116. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tıb 24; İbni Mâce, Mukaddime 10, Tıb 43)
HADİS: "En güzeli hayra yormadır. Uğursuzluk, hiçbir müslümanı teşebbüsünden vazgeçirmesin. Herhangi biriniz hoşlanmadığı bir şey gördüğü zaman; "Allahım! İyilikleri sadece sen verirsin; kötülükleri yalnız sen giderirsin. Günahtan kaçacak güç, ibâdet edecek kuvvet ancak senin yardımınla kazanılabilir" diye dua etsin, buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Tıb 24. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II. 387, III, 349)
Bidat ve Hurafeleri ortaya çıkaranlar ve bu hurafeleri yaygın hale getirenler için dünya ve ahiret sıkıntısı vardır. Çünkü iyi bir iş yapan kimsenin peşinden o iş devam ettirilirse alınacak sevaplardan payı vardır. Kötü bir iş yapan, kötü bir çığır açan ise o kötü yolda gidenlerin almış olduğu günahlardan bir payı vardır. Bu sebeple yapmış olduğumuz şeyin İslam Diniyle ilgisinin olup olmadığına bakmalı, dünyamız ve ahiretimiz için faydası araştırılmalı ve sadece gönlümüz istedi diye yapmamalıyız. Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifini sizlerle paylaşmak isterim.
HADİS: “İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz. (Müslim, Zekat 69)
HADİSLERDEN ÖĞRENDİKLERİMİZ.
1. Hastalığın kendiliğinden sirâyeti olmadığı gibi uğursuzluk da yoktur.
2. Bazı şeylerin uğursuzluğuna inanmak yasaklanmıştır.
3. Hurâfe ve bâtıl inanışların bir kısmı uğursuzluk temeline dayanır.
4. Her zaman her konuda Allah'ın dilediği olur. Kul tedbirini almalı ama sonucu Allah'tan bilmeli ve beklemelidir.
5. Uğursuzluk vehimleri içinde kıvrananlara dinimiz, tefe'ül (hayra yorma), istihâre namazı ve duasını tavsiye etmiştir.
6. Hz. Peygamber hiç bir şeyi uğursuz saymamıştır.
7. Müslüman, vehimlerle değil Kitap ve Sünnet gerçekleriyle hareket etmeli, hüsnü zan sahibi olmaya özen göstermelidir.
RABBİM BİZİ HER TÜRLÜ BATIL İNANÇTAN MUHAFAZA EYLESİN